20 Ocak 2012 Cuma

Kürk giyecek kadar ilkelsen asma yaprağıyla gez !

Kürk kumaş DEĞİLDİR! .
Kürk almak ;
CİNAYETE AZMETTİRMEKTİR !!!





KIYAFETLERİNİZ SÜS EŞYALARINIZ KÜRK İÇERİKLİ OLMASI DEMEK CANLILARIN ÖLDÜRÜLMESİNE DEVAM DEMEKTİR....

EŞYALARINIZI ALIRKEN DİKKAT EDİN

TÜYLÜ;;ANAHTARLIKLAR,KALEMLER VE BENZERİ HEPSİ BU CANLILARIMIZDAN YAPILMAKTADIR....

ÇİN-JAPONYADA UCUZ MAL ETMEK İÇİN KEDİ VE KÖPEK KÜRKLERİNDEN HEM GİYECEK HEMDE SÜS EŞYASI YAPILMAKTADIR...


KANADA DAHER YIL 2 AY FOK AVI BAŞLATILIYOR... 300 BİN VE 12 AYLIK FOK YAVRULARI ÖLDÜRÜLMEKTEDİR..

RUSYA VE AMERİKA KÜRK ÜRETİMİNİ VE KATLİAMINI DURDURMUŞTUR..

TÜRKİYEDE 1 MİLYON KEDİ VE KÖPEK İŞKENCE DENEY VE ZEHİRLENEREK KEDİ VE KÖPEKLER ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR...

HERŞEY İÇİN DİKKAT....VE...MERHAMET

7 Ağustos 2011 Pazar

Yaşamdan geç.Kentlerden geç.Sınırları aş.Gülüşlerden gec.
Anlamsız konuşmaları dinle,galerileri gez,kahvelerde otur

-artık hiçbir yerdesin."
Tezer Özlü

2 Mart 2011 Çarşamba

TANRININ HERKES İÇİN BİR PLANI VAR...

28 Şubat 2011 Pazartesi

hayatımdan gelip geçen hiç bir canlıya kızgınlık duymuyorum.. tanrı herkese dilediğini versin..
pisi..


25 Şubat 2011 Cuma


m..özgencil =) güzel kedilerr...



Sıralı sırasızkaybettim arkadaşlarımı...Çekildiler: Cehennemin en kuytu köşesine doğru yalınayak.Çekildiler: Hiç varolmadan, hep yokolmayı tasarlayarak.Kimi otuz üçünde , ; kiminin yaşı bile yok.İçli bir keman sesiyle.. İçli bir titreşimle.. İçli bir davasızlıkla..Çalışmayan, melodisi olmayan bir müzik kutusu gibi..Çekildiler: Zebanilerin dudaklarında ruja dönüştüler.Çekildiler: Altın bir tencerede kaynayan su örümcekleri gibi.. Bazısının yalnızca gözleri güzeldi. Bazısının yalnızca karakara bakışları..Bazısının yalnızca ifadesi güzeldi. Bazısının yalnızca kahkahası..Bazısının yalnızca ölmesi güzeldi. Bazısının yalnızca oyuncakları..Onlar enjektörlerle avundular.Onların elindeki anahtardı enjektör. Bir tuhaf şatonun kapısını açtılar! Gittikleri yerde, şimdi, en çok hangi şarkıyı mırıldanıyorlar?!
HANGİ KİTABIN İÇİNEN SARKIYORLAR
EPİSODE..

Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes
birbirinden artardı
Bulanık, bungun artardı
Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize
Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı
Meyhaneler biraz olsun solardı
İmgeler ve bütün çözüm yolları..e.c.

"Kendini nokta kadar değersiz hissettiğinde dönüp arkana bak; belki önemli bir cümlenin sonundasındır".
[J. Christophe]

24 Şubat 2011 Perşembe


Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin... CAN y.

18 Şubat 2011 Cuma

"Hayat benim icin iki eli cebinde uydurulan bir masaldı."

1 Şubat 2011 Salı

oyunlarda yaşam :)

usumdan geçenleri bilir gibi..
hayır ..
hayır diyor,
oyun arkadaşlarını yiyemezsin..

23 Ocak 2011 Pazar




31 Aralık 2010 Cuma

Gerçek bir acı duyduğumdan bile kuskum vardı.

Gerçek bir acı duyduğumdan bile kuskum vardı.
Düsünme! dedim kendi kendime, düsünme. Düsünmeyi bile bilmiyorsun. Önündeki ise devam et: Birbirine benzemeyen fotoğraflarını yapıstır yanyana, bir isi de sonuna kadar götür. Ölmezsin ya. Belki de ölürdüm. Belki de ölmemek için, hiçbir isin sonuna kadar gitmiyordum.

Böyle küçük çalısmaların üstüste eklenmesiyle doluyordu zaman. Ben de kelimeleri birbirine yapıstırarak yaratıyordum zamanı. (Bunu nerede okumustum acaba? Ne yapayım? Aklıma gelenlerin içinde hangilerini okumadığımı bulmak için her seyi okumaya girisemezdim ya.) Peki, nerede kalmıstım? Yarım bıraktığım islerin neresinde kalmıstım? Bunu da bilemez miydim? Bir liste yapmalıydım bunun için de. Aman yarabbi! Yapmam gereken ne kadar çok is vardı! İyi ki su mektubu almıstım.

30 Aralık 2010 Perşembe


Ölü sahibi olmak bir hayalet sahibi olmak gibi bir şey dir..
Her gölgeyi karartıyı hiçliği o sanmaktır.. Rüyaları hayra yormaktır.

Ve ölü sahibi olmak cevabı ömür boyu merak edilecek
Sorulara sahip olmak tır..

22 Aralık 2010 Çarşamba

Kedi ve Köpek Kürkü Vahşeti : En İyi Dostlarımız Kürkleri İçin Kaynar Suya Atılıyor!

Kürke Hayır Platformu’ndan Çağrı: ‘Vitrinler Kansız Olsun’



Gözünüzle Görmek İstemeyeceğiniz Vahşeti Üzerinize Giysi Diye Geçirmeyin’

Can çekişen yavru bir hayvanın güzel tüylerini giymeye kimse kıyamaz. Siz insansınız. Havalı gözükmek namına bu vahşete ortak olamazsınız.’

MUDO geçen yıl kürk satmayacağı yönünde yaptığı açıklamanın arkasında durmamaktadır.
LÜTFEN MUDO DAN ALIŞ VERİŞ YAPMAYIN... KATLİYAMA ORTAK OLMAYIN..
YA SİZİ KAYNAR SUYA ATIP CANLI CANLI YÜZSELER..YADA ELEKTRİK VERİLEREK..
NE HİSSEDERDİNİZ. İNSANLAR..

22 Temmuz 2010 Perşembe

betimleme

Betimleme, varlıkları en belirgin özellikleriyle tanıtma, göz önünde canlandırma işidir. Başka bir deyişle, ”varlıkların, sözcüklerle resmini yapmaktır” tır.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Ursula K. Le Guin - Mülksüzler


"Bilmiyorum," dedi; dili yarı felç olmuş gibiydi. "Hayır. Harika değil. Çirkin bir dünya. Bu dünyaya benzemiyor. Anarres sadece tozdan ve kuru tepelerden oluşuyor. Her şey az, her şey kupkuru, insanlar da güzel değil. Hepsinin koca elleri ve ayakları var, benimkiler ve buradaki garsonunkiler gibi. Ama koca göbekleri yok. Çok kirlenirler, birlikte yıkanırlar, burada kimse bunu yapmaz. Kentler çok küçük ve sönüktür, sıkıcıdır. Hiç saray yoktur. Yaşam sıkıcıdır, çok çalışılır. Her zaman istediğinizi alamazsınız, hatta bazen gereksindiğinizi bile, çünkü yeterince yoktur. Siz Urras’lılann her şeyi yeterince var. Yeterince hava, yeterince yağmur, çimen, okyanuslar, yiyecek, müzik, yapılar, fabrikalar, makineler, kitaplar, giysiler, tarih. Siz zenginsiniz, siz sahipsiniz. Biz yoksuluz, biz yoksunuz. Sizde var, bizde yok. Burada her şey çok güzel. Güzel olmayan yalnızca yüzler. Anarres’te hiç bir şey güzel değildir, yalnız yüzler güzeldir. Diğer yüzler, erkek ve kadın yüzleri. Bizim onlardan başka bir şeyimiz yok, birbirimizden başka bir şeyimiz yok. Burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. Gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. Çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiç bir seye sahip olmadıkları için özgürdürler. Siz sahipler ise sahiplisiniz. Hepiniz hapistesiniz. Herkes yalnız, tek basma, sahip olduğu yığınla birlikte. Hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. Gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu— duvar, duvar!" Sayfa 191

Saatleri Ayarlama Enstitüsü-Alıntı


"saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekan, insanla mevcuttur!"
"..İnsanların saadet anlayışları da gariptir. Kitaplara bakarsanız, kendilerini dinlerseniz, insanoğlunun esas vasfı akıldır. Onun sayesinde diğer hayvanlardan ayrılır. Beylik sözüyle hayata hükmeder. Fakat; kendi hayatlarına teker teker bakarsanız bu yapıcı unsurun zerre kadar müdahalesini göremezsiniz..."
"Hayat benim icin iki eli cebinde uydurulan bir masaldı."

..


...insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamın bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmezPaulo Coelho - Simyacı

29 Mayıs 2010 Cumartesi

İçinden doğru sevdim seni

İçinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.
Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan çocuğuna yerleştir
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne
Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir.
Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun :)
EDİP CANSEVER

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Ginkgo - aldığım en güzel hediye =) bide senn

Ginkgo

8 Mayıs 2010 Cumartesi



7 Mayıs 2010 Cuma

oyuna devam =)

- size hiç doğru soru sorulmadımı?
- öyküyü sizin bıraktığınız yerden yeniden alacağız. say-19

- herşeyi mahkemede anlattığınızı söylüyorsunuz ama tümüyle gerçek değil bu.say-98

5 Mayıs 2010 Çarşamba

bilmemek bilmekten iyidir..düşünmeden yaşayalım
mâra
günü ve saatleri ne yapacaksın
senelerin bile ehemmiyeti yoktur
seni ne tanıdığım günleri hatırlarım
ne seneleri
yalnız seni hatırlarım
ki benim gibi bir insansın
tanımamak tanımaktan iyidir
seni bir kere tanıdıktan sonra
ikimiz de ne uykudayız
ne uyanık ..

4 Mayıs 2010 Salı

" o'na neden aşıksın deseler, çünkü ile başlayan tek bir cümle bile kuramazdım ve bir çünkü'n olmadığı için sana aşık olduğumu -ne yazık- kimseler bilmeyecek... 'sana uzaklara kadar aşığım' demiş miydim,demiş miydim?..."uğur özakıncı..

3 Mayıs 2010 Pazartesi

en az sen kadar ait değilim.









25 Nisan 2010 Pazar

OLAĞAN MUCİZELER-OYUN&OYUNCAKLAR

joy-un sesi : Yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. Ayaklarının yere bastığını bile unutuyorsun.
Bazen duruveriyorsun oracıkta.bir bakıyorsun ki yol hala kayıyor ayaklarının altından..O zaman anlıyorsun BİR YERE VARMAK İÇİN YOLDA DEĞİLSİNDİR.YOLDA OLDUĞUN İÇİN YOLDASINDIR.Ne yalnız ne iki kişi…
Hiçbir şey değişmez yolda olmanın kendisi asildir.yollar çatallaşır ..İnsanların yolları ayrılır...Hiçbir zaman birleşmemek üzere ayrılır.hayat böyle..

.....
saturno -un sesi :Ben senin için bir oyuncaktan başka bir şey değilim.Oradan bakınca pırıl pırıldır sahne..içine bir gel ama işte hiç gözkamaştırıcı bir şey yok...artık bitti sihir buymuş....Kitaplar yazıyormuş...hayat seni ne çok ihmal etmişim..Bekle geliyorum..Kalanlar mı ? BİR Kliniğe postalarsın gider ...

24 Nisan 2010 Cumartesi


Eski arkadaş eski araba gibi,
Arıza yapar amayolda bırakmaz,
Teker patlatır su kaynatır,
Yoldan cıkar ama yolda bırakmaz,
Eğer bir gün koparsa filim,
Kadere kuskun kaçacak bir yer,
Hayattan yorgun yumusak bir mınder,

Nilgün Marmara - Sylvia Plath - Tezer Özlü = ?

"hayatın neresinden dönülse kârdır"
''bütün yalnızlıklarınızın ilenci
korusun çoğulluklarınızı
cinnet koyun erdemin adını
maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın
hepiniz mezarısınız kendinizin...''Nilgün Marmara


...bir sanattır
her şey gibi eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi,
öyle ustaca ki insana korkunç geliyor
öyle ustaca ki gerçeklik duygusu veriyor
bu konuda iddialıyım sanırım. Sylvia Plath


düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur.hiçbir şey.hiçbir korku... aklını en acı olana,en derine,en sonsuza atmışsan korkma.ne sessizlikten, ne dolunaydan,ne ölümlülükten,ne ölümsüzlükten,ne seslerden,ne gün doğuşundan,ne gün batışından.sakin ol.öylece dur.yaşamdan geç.kentlerden geç.sınırları aş.gülüşlerden gec.anlamsız konuşmaları dinle,galerileri gez,kahvelerde otur -artık hiçbir yerdesin.. Tezer Özlü


pek bi tanıdık geldi (=



23 Nisan 2010 Cuma

Kedimle oynadığım zaman,
kimbilir belki de o benle daha fazla oynuyordur. (Montaigne)

27 Kasım 2009 Cuma

beti



1 Eylül 2009 Salı

toL-๑۩۞۩๑-• altını çizdiklerim..

Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.

Çok düşünüyor, düşünürken dalıp gidiyordum. Durmadan ne düşündüğümü soruyorlardı bana. Birilerini, bir şeyleri, bir yerleri diyordum, ama yetinmiyorlardı. Aç köpekler gibi soruyorlardı: Kimi, neyi, nereyi?Ben de, onu diyordum. O'nu, O olanı. O kimdir diye soracak olduklarında, sizin ve benim tanımadığımız O, bir başka O, herkesin O'su diyordum. Gülüyorlardı tabii. Onların gözünde zararsız bir deliydim.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

fridaa...




3 Ağustos 2009 Pazartesi

ey iki adımlık yer küre!senin bütün arkabahçelerini gördüm ben ...nilgün marnara

3 Mart 2009 Salı

iste hüzün hikayecileriyle birbirimizi aramaya böyle başladık harita diye birbirlerimizin yüzlerine bakıyor hikaye diye ruhlarımızı masaya koyuyoruz .. iste bi ayna

17 Şubat 2009 Salı

'' abartıyorsun '' dedi. ''neyi'' dedim.''hayatı'' dedi.
''hayatı değil ölümü abartırım ben'' dedim.
''neden'' dedi.
''çünkü ölüme karşı nasıl duruyorsa insan,
hayata karşıda aslında öle duruyordur'' dedim.
''hassiktir ordan'' dedi.

16 Şubat 2009 Pazartesi

böyleceyim..pisi

Dünyanın kendisi olmaksızın nasıl olacağını görmek için, bundan böyle sanki ölmüş gibi davranmaya karar veriyor Bay Palomar. Bir süredir, kendisiyle dünya arasındaki ilişkilerin eskisi gibi olmadığının farkında; eskiden, kendisinin de dünyanın da birbirlerinden birşeyler beklediklerini sanırken, şimdi, iyi ya da kötü, neyin beklendiğini, ya da bu beklentinin kendisini sürekli olarak korkulu bir sıkıntı içine sokan gerekçesini ansımıyor.

Gerçekten de, doğmadan önce, gerçekleşmesi söz konusu olacak ya da olmayacak sonsuz sayıda olasılık arasında bulunuyoruz, oysa bir kez ölünce, ne (artık tümüyle malı olduğumuz ama üzerinde hiçbir etkimizin kalmadığı) geçmişte, ne de (üzerinde etkimiz olsa da, bize yasaklanan) gelecekte gerçekleşebiliyoruz.
calvino..

11 Şubat 2009 Çarşamba

kedi

"Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir..." (Bilge Karasu)
Kedilerin hafızası var mıdır?
Kedilerin hafızası köpeklerinkinden 200 defa daha güçlüdür. Bu hafıza seçicidir ve sadece işine yarayacak bilgileri saklar.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Sizin Bağımlılıklarınız sadece ‘’ YASAL ’’

Hayatımın ortasına çöreklenip
kıçınızı kaldırmadığınız için ben başka bir boyuta geçiyorum.
Sonra zavallı, aşağılık ,pislik ben oluyorum.
Siz hangi zavallı ,hasta aşağılık pislik
mevzunun bağımlısısınız merak ediyorum.
Gidiyorum Çünkü sizinle sidik yarıştırmayı reddediyorum.
Televizyonu , telefonu fişten çektim.
Kapıyı ve pencereyi kilitledim.
Kiramı ve faturalarımı ödedim.
Parayı nereden mi buldum?
Tabiî ki sizden çaldım.Yani benden çalacağınızı geri aldım
Şimdi mümkünse çıkmanızı rica edeceğim ve eğer çocuklarınızın bir deli , serseri bir sufi,bir devrimci veya uyuşturucu bağımlısı olmasını istemiyorsanız çıkarken ayaklarını pas pasa silin..
-tOgan -
-yıllar öncesi - öküz - kedili adam -

29 Ocak 2009 Perşembe

isimsiz

Evet;

Tüm kural, inanç ve ahlak yargılarının dışında kalarak anlaşılamayanı anlayarak
Var Olmayanı yokluğun içinde arayarak
‘’O’’ şeyi belki de sadece var etmeye çalışmaktı Usumdan gecen...

"bazen kurmaca gerçekten daha inandırıcıdır."
pisi

27 Ocak 2009 Salı

Bay Palomar

"Belki şimdi - diye düşünüyor Bay Palomar - o ülkede de bir başka kişi tekeş terliklerle dolaşıyor." "Belki şu sırada, o da beni düşünüyor, değiş tokuş yapmak için benimle karşılaşmayı umuyor.
Bizi birbirimize bağlayan ilişki, insanlar arasında kurulan ilişkilerin büyük bir çoğunluğundan daha somut ve açık.
Buna karşılık hiçbir zaman karşılaşmayacağız." canlı tutabilmek için, tekeş terlikleri giymeyi sürdürmeye karar veriyor....
...
cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek. "Görünmez Kentler"

26 Ocak 2009 Pazartesi

"Aynada tanıyamadığım ben. Binlerce parça. Artık ben de olmayan yüzbinlerce parça" .. "bunları yazmakla çıldırmaktan kurtulunur mu"??..b. karasu

25 Ocak 2009 Pazar

By Palomar.

By Palomar kıyıda ayakta duruyor ve bir dalgaya bakıyor.
Kendini dalgaları hayranlıkla seyretmeye kaptırmış değil.
Kaptırmış değil çünkü ne yaptığını çok iyi biliyor.
Bir dalgaya bakmak istiyor ve bakıyor.
Hayranlıkla seyretmiyor da çünkü hayranlıkla seyretmek için ,
elverişli bir yapı
Elverişli bir ruhsal durum ve elverişli dış koşulların bir araya gelmesi gerekir.
Ve By Palomar , ilke olarak hayranlıkla seyretmeye karşı olmasa da bu üç koşuldan Hiç birisi yok kendisinde ….
Çılgın ve kapalı bir dünyada yaşayan sinirli bir insan olan ...
By Palomar ,dış dünya ile İlişkisini azaltma eğiliminde ve kendini genel sinir zayıflığından korumak için, duyumlarını Ve duygularını elinden geldiğince denetim altında tutmaya çalışıyor…

24 Ocak 2009 Cumartesi

Kaldırımdan inip birkaç adım geri attıktan sonra sokağın tam ortasında ellerimi ağzıma götürdüm ve apartmanın üst katlarına doğru seslendim: "Teresa!"

Yanımdan biri geçiyordu. Ben tekrar seslendim: "Teresa!" Adam yanıma gelip, "Sesini yükseltmezsen seni duymaz. Gel bir de beraber deneyelim. Üç deyince ikimiz birden bağıralım," dedi. "Bir, iki, üç," deyince ikimiz birden haykırdık: "Tereeeeesaaa!"

Tam adam gibi bağırmaya başlamıştık ki, alelade sesli, çilli bir adam, "Peki evde olduğuna emin misin?" diye sordu.

"Değilim," dedim.

"Bak şimdi olmadı işte," dedi bir diğeri. "Anahtarını unuttun, değil mi?"

"Doğrusunu isterseniz anahtar yanımda," dedim.

"Ee, o zaman neden çıkmıyorsun yukarıya?" diye sordular.

"Ben burada oturmuyorum ki," dedim. "Şehrin karşı yakasında evim."

"Merakımı hoş görürsen," dedi çilli ses, özene bezene, "orada kimin oturduğunu sorabilir miyim?"

"İnanın bilmiyorum," dedim. Buna biraz bozulur gibi oldular.

"Rica etsek söyler misin," dişlerinin arasından konuşan bir ses, "neden burada dikilip Teresa diye bağırıyorsun?"

"Bana göre hava hoş," dedim. "Başka birini de çağırabiliriz, isterseniz başka bir evi deneyelim, valla hiç fark etmez."
Ötekiler bir parça sinirlendi.

"Bizimle dalga geçmiyorsun, değil mi?" diye sordu çilli, kuşkulu bir edayla.

"Bu da ne demek şimdi?" Sıkıntılı bir kaç saniye yaşadık.

"Bak," dedi, efendiden biri, "Son bir kez Teresa'yı çağırırız sonra herkes evli evine köylü köyüne."

Öyle de yaptık. "Bir iki üç Teresa!" Ama pek de iyi çıkmamıştı sesimiz. Derken herkes evinin yolunu tuttu.

Meydana geldiğimde arkamda biri hala bağırıyordu: "Tee-reee-sa!"

Orda durmuş bağırıyordu. Biri inatçı çıkmıştı.

Calvino


14 Ocak 2009 Çarşamba

Yerçekimli Karanfil /

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde , Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
E.C.

11 Ocak 2009 Pazar

Alıntı mi ki ?...o.atay

(...) Garip kaderime gülümsedim; ayanaya bakarak tabii. Tatlı bir gülümseme. Eski neşemi kaybetmediğimi göstermek için Sonra durgunlaştim.
Neden? Unuttum. Dur, hayır; unutmadım.

Yalniz kaldikça, yalniz kalmaktan korktukça... Aynadan uzaklaştım; fakat biliyordum, böyle bir düşünceydi. şimdi kendime gelirim.

Buldum: Yalniz kalmaktan korktukça yalnızlıgım artıyor. Bu sefer gerçekten gülümsedim. Ister görün, ister görmeyin; gülümsedim işte.

Sonra, birden o zarfı gördüm. Korıdorda bulunan tanıdık eşyanın dışında tek yabancı şey oldugu için, onu hemen gördüm:

Demek ki, üstü yazılı olmayan bu zarf yeniydi. (Bu "demek ki"ler beni her zaman rahatlatırdı) Fakat ben oraya zarf koymazdım. Çünkü zarfım yoktu evde. Çünkü kimseye mektup yazmadım..

Çünkü kimse bana mektup yazmazdı. Korktum.. Zarfi, oldugu yere biraktim.
adımıza Hazırlanmış bir oyun var bizim Hepimizi yalnız bıraktıkları bir oyun...

9 Ocak 2009 Cuma

Oyunlarla yaşayanlar / O.atay

kadın - bu adamı sanki bir yerden tanıyorum..son günlerde herkesi birbirine karıştırıyorm..
adam - oyun yazmaktan olmuştur.
kadın -belkide karıştırmıyorum. belkide insanlar aynı oyunları oynuyorlar,
hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar.
Oyunlar yüzünden geldi bunlar başımıza.
Senin yüzünden oldu. Bu oyunları başıma sarmasaydın ikide bir ölümü ve seni düşünmek zorunda kalmayacaktım..

7 Ocak 2009 Çarşamba

sesimi duyabiliyorsan , seninde canın yandığındandır.
yaramı görebiyorsan aynı bıcak açtığındandır.
buda geçer diyebiliyorsan 30 'u aştığından dır…

Oyundan çıkabilirsin
Bırakıp gidebilirsin, Kaçarak saklana bilirsin.. Lakin..
Biri yerini söyler, hayat bulur sobeler..
Başladığın yere dönebilirsin…
Zaman zaman dalıp gidiyorsan, dün bugüne sarktığındandır.
Bir tebessüm edebiliyorsan bugün yarına hatıradır..
buda geçer diyebiliyorsan 30 'u aştığından dır…

1 Ocak 2009 Perşembe

Agathadaimon Tapınağında Gece Seremonisi

unuttuklarımı anımsamak
lanetlerimi kutsamak
çoklukta yokluğu,yoklukta engin varoluşu duyumsamak
ruhumun meşgul olduğu başlıca konu
yarattığım mitoslar suyunu çekene kadar
rölantide de olsa sürdüreceğim imzamın eskortluğunu

....
http://firtinakahini.blogspot.com/

not : kandilli nektarlı buhurlu ve buhranlı kadim dostun..
extrem duyarga mektuplarını özlüyor..

28 Aralık 2008 Pazar

Esk, Kar,,

26 Aralık 2008 Cuma

BAĞLANMAYACAKSIN

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... can baba

25 Aralık 2008 Perşembe

21 Aralık 2008 Pazar

Sonra bir ses duyuyorum Tatlı, gür ve kahrediciDiyor ki bana:“Yitik bir ruh sanıyorsun kendini sen!Bir ruh sanıyorsun kendiniYanılıyorsun. Bir ruh değilsin gerçekteYitmiş de değilsin Bir hiçsin yalnızca Yoksun sen.
”Porphyre Eglantine ''

19 Aralık 2008 Cuma

nasılcasın ? 'na - Cevap


aklımdan sorular, sesimden sesler, sözümden sözler geçti. yüzünü yüzümde unuttu hüzün.
hangi aynaya baksam, en usta aynacıların döktüğü bütün sırları deliyor suretim ve artık hiç bir şiire inanmıyorum. hiçbir yerden geliyorum ben ve hiçbir yere gidiyorum...”
Kimseye karıştım mı? Hiç karışmadım Bu ki bana tuhaf sayılmadı
Gözleyip sordum mu hiç? Hayır sormadım Bu ki bana yalan sayılmadı
Acımak işim miydi?
Zamana zamanla bakmak ne idi ki Baktım
Zaten insanı insanla ölçtüm ki Buruk bir tat mı duydum Ve duydum Her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi Sonuç ki zaten yoktu.

12 Aralık 2008 Cuma

düşler bahçesi / kapıya bırakılmış not - ist,,

İyi bir hamleydi.. diye düşündü belki adam ..
Belki dedi kadın ; belki korkmasaydın..
Neden korka bilirim dedi, adam neyim var ki?
Korkuların var dedi kadın ..



14 Kasım 2008 Cuma

hiçbir zaman dersiniz..

Hiçbir zaman dönmeyecektir..

Gittiği gece bir barda hikayeyi anlatırsınız..
Önce anlatması olanaklıymış gibi anlatırsınız. a
Sonra böyle bir şeyin olması olanaksızmış gibi yada
bunu sizin uydurmuş olmanız olanaklıymış gibi gülerek anlatırsınız.

bütün hikayeden sözcükler kalmıştır yalnızca.. neye yakalandığınızı söyleyen o
sözcükler:Ölüm hastalığı..

sonra vazgeçersiniz artık rahat bırakıp onu aramazsınız .. .. ne şehirde , ne gecede , nede gündüzde...

Böylece yine bu aşkı sizin için
Olabilecek tek şekliyle yaşaya bildiniz,
Başınıza gelmeden kaybederek..M. duras

30 Ekim 2008 Perşembe

litany

Ve sen kesinlikle çam kokulu hava değilsin.
Çam kokulu hava olman mümkün değil.
Köprünün altındaki balık olman mümkün,
ama alacakaranlıkta peygamberçiçeği tarlası olmanın
yakınından bile geçemezsin.

Ve aynaya şöyle bir bakman gösterecektir ki
ne köşedeki çizmelersin ne de kayıkhanesinde uyuyan kayık.
Belki bilmek ilgini çeker,
dünyanın sayısız imgelerinden bahsediyorken,
benim çatıdaki yağmurun sesi olduğumu.

dar bir sokaktan aşağı sürüklenen akşam gazetesi,
ve mutfak masasının üzerindeki kestane sepeti.
Ben aynı zamanda ağaçlardaki ayım,
ve kör kadının çay fincanı.
Ama üzülme, ekmek ve bıçak değilim.
Ekmek ve bıçak hâlâ sensin.
Sen her zaman ekmek ve bıçak olacaksın,
tabii bir de kristal kadeh ve -her nasılsa- şarap. - billy collins -

27 Ekim 2008 Pazartesi

ölüm hastalığı / Duras

Birinin sizi sevebileceğini inanıp inanmadığınızı sorarsınız ona..
hiç bir durumda sevilemeyeceğinizi söyler..ölüm yüzünden mi diye sorar sınız..
Evet der,duygularınızdaki bu yavaşlık, bu durağanlık yüzünden,denizin siyah olduğunu söylemeniz yüzünden.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Bir Ömür Yetmez

- neyi anlatıyor?
- aşkı.
- nasıl hep yanlış insana aşık olduğunu..
- ama istisnalar vardır değil mi?
- tersi ispatlanmadıkça

14 Ekim 2008 Salı

olric 'e

istanbuldaki tedilemelere gitsin bu :)

Yaşam alanlarımızda bizleri rahat bırakın
Hacimleriniz sizde kalsın
Kendi sınırlarınızı sınırsızların dünyasına
Sıkıştırmayın,tıkıştırmayın!

eğer siz bize vize koyarsanız bizde size...
YAŞAM ALANLARIMIZDA BİZLERİ RAHAT BIRAKIN...

23 Eylül 2008 Salı

yerleri vernikleri yitmiş tahtayla kaplı bir çatı katı,,.. hafif rutubet ve karışan kedi kokusu.. cam kenarındaki koltuğunda elinde dumanı tüten konyaklı kahvesi ,saçı rastgele toplanmış, üstünde kahverengi kolları sökük kirli bir hırka, son düğmesi kopuk..kedileri kitapları plakları etrafa saçılmış eski gazeteler dergiler birikmiş ''o'' gibi diye geçirdim içimden, yüzüme baktı onaylar gibi ben gibi , gri bir akşam üstü,, vaktinden çabuk göcen adamın şarkısı bu......,,,,,,,,,,,,,,,:)

13 Eylül 2008 Cumartesi



11 Eylül 2008 Perşembe

....

- Bakmamın bir sakıncası var mı?
- Hayır.
- Sıkılmış gibisiniz.
- Hayır, iyiyim.
- Ne yapıyorsunuz?
- Okuyorum.
- Bana bir içki ısmarlar mısınız?
- Elbette.
- Buraya sık gelir misiniz?
- Bazen, geçerken uğrarım.
- Neden okuyorsunuz?
- Benim işim bu.
-
İlginç,Birdenbire söyleyeceklerimi unuttum; bu bana çok sık olur.
Ne söylemek istediğimi bilirim. Neden söylemek istediğimi bilirim.
Ama konuşma zamanı geldiğinde, konuşamam.
-Nedeni yok, sadece konuşma olsun diye.
-Neden insanlar sürekli konuşmak zorunda?
Belki de bu kadar çok konuşmamalı,hayatı sessizce yaşamalıyız.
Ne kadar çok konuşursak, kelimeler de anlamlarını o kadar yitiriyor.
-Belki.Ama bu mümkün mü?
-Bilmiyorum.
-Bence konuşmadan yaşayamazdık.
-Ben konuşmadan yaşamak isterdim.
-Evet, güzel olurdu, değil mi?İnsanların birbirlerini
daha çok sevmeleri gibi.Ama maalesef mümkün değil.

-Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Onun da üstesinden gelinmeli.
-Aşkın, hayatın tek gerçeği olması gerekmiyor mu?
-Bunun için, aşkın hep aynı gerçeği işaret etmesi gerekir.
Bu güne kadar hiç aşık olduğu şeyin ne olduğunu bilen birine rastladın mı?Hayır. Yirmili yaşlarında bunu bilemezsin.
Yaptığın tek şey,keyfi seçimlerde bulunmaktır.
"Seviyorum" kelimesi çoğu zaman fütursuzca sarf edilir.
Neyi sevdiğinden emin olmak için ihtiyacın olan şey ise, olgunluktur.

Doğruyu aramak!İşte yaşamın gerçeği budur.
Ve aşk eğer gerçekse,
ancak o zaman bir çözüm olur.


VİVRE SA VİE

8 Eylül 2008 Pazartesi

Hayalet Oğuz / Tezer Özlü ( seviyorm ben bu adamı hala oguz atay olmasada:)

O, özellikle yeni çıkan telif kitaplarını ilk günden edinirdi.
Ya yazar ona vermiş, ya da Oğuz satın almıştı bile.
Okuyayım, sana bırakırım, derdi.
Ya da en ilginç, en olmayacak satır ve sayfaları bulur, yüksek sesle bana okur, kitabın özünü bir iki dakikada ortaya koyuverir, arkasından bir de şakasını yaptıktan sonra, kitabı bırakır giderdi. Çoğunlukla da elinde bir İngilizce polisiye roman bulunurdu. Türkçeye çeviri ve derleme olarak yüze yakın kitap kazandırmıştı. Adını hiçbir zaman çevirmen, yazar, ozan, şunu yaptı, buna çalışıyor, bunu hazırlıyor... gibilerden kullanmadı. Yazın çalışmalarında tam bir fabrika işçisiydi. Sığınabileceği bir köşede çalışır, çalışması bitmeden kazanacağı parayı çekmiş, bitirmiş, sayfalarca çeviri bedeli de borçlu kalmış olurdu.
Yüzlerce film senaryosu yazdı Yeşilçam’a. Bunların tümünün adını bile bilmez, filmleri de görmemiştir. Parasını alınca da dar paçalı bir blucin, bir kazak, bir montgomeri ya da mevsime göre yeni bir gömlek satın alırdı.İyi bir yemek yer, ardından Kulis, Papirüs gibi barlara uğrar, barmenlere önceki içki borçlarını öder, yanındakilere içki ısmarlar,
oracıkta rastgeldiği bir iki dostuna Şu paramı saklayıver, sonra senden isterim, hepsini bitirmeyeyim, der, belki o gece Klüp 12’de bir şişe viski açtırır, geceyi bir bar kadınının yanında, kadına dokunmadan sızarak geçirir, ertesi gün bir Bafra sigarası alacak parası kalmadan, gene Taksim-Beyoğlu çevresinde yaşamına başlardı. ,

Kurbağa bacağı, mantar turşusu gibi garip yiyecekler severdi. Beyoğlu’na gelen ilginç filmleri de ilk gören o olurdu. Çok ender insanda rastlanan bir zekası vardı. Ölmeden beş gün önce Bulvar kahvesinde oturuyorduk. Oğuz: E.’ye uğradım. Sen benden daha önce gebereceksin, çok seviniyorum dedi, diye gülerek anlattı. Hepimiz gülüştük. İnsanın, kendi ölümü üzerine, ölmeden dört gün önce şaka yapabilmesi üstün bir zekanın bile işi değil. Ölmeden dört gün önce, insanın hastaneye tıraşlı bir yüzle gitmesi için, Cağaloğlu’nda para araştırması inanılır gerçek değil.

Oğuz’un çok güzel, neredeyse kitap adı gibi “Eğlentili Bir Gömme Töreni” oldu. Mezarına sahip çıkacak bir hısmı bulunamadı. Yanına kimse gömülmesin, mezar cemaatın olmasın diye, tapusu Sinematek Derneği adına çıktı. Oğuz’un çok güzel bir mezarı oldu. Üzerine açık leylek rengi kır çiçekleri diktik. Mezarlıklarda ekmek paralarını çıkaran çocuklar da bol su döktüler. Toprak canlandı. Güzel koktu. Çelenklerini üstüste yığdık. Çocuklar gene diri gonca gülleri suladı. Görevimiz bitmişti.Otuz kadar yakın dostu Krepen Pasajı’ndaki Neşe Meyhanesinde oturup, onun anısına yedik, rakı içtik, üstelik iştahla yedik. Akşamüstü aşuresi bile pişip geldi.Beyoğlu’ndan uzaklaşırken biraz sarhoş ama çok üzgündüm.
Oğuz yaşamının çeyrek yüzyılını elliye yakın dostunun evinde geçirdi. Oğuz aylarca da benimle kaldı.

Onun konukluğu bir kelebek gibiydi. İnsana kendini hiç belli etmemeye çalışır, hiçbir özel isteği olmaz, ince ve sevimli bir sesle konuşur, eve gelirken çiçekler ve pasta getirir, bana Alman eğitiminden geçtiğim için, Mutti, derdi.Yatma saati geldiğinde bir yere kıvrılıp uyuyuverir, sabah yanına erken saatte bile gelinse, hemen bir espri yapardı:-Ne o, sahura mı kalktın?Kimsenin görmesine olanak vermeden hemen giyiniverir, azalmış saçlarını özenle tarar, kolonya sürer, bir bardak çayını kendi koyup, Bafra sigarasına başlardı. :))

Yolları araç ve garip bir insan kalabalığının karşıdevrim gibi sardığı İstanbul’u “Katmandu”ya benzetiyor, son aylarında: “Artık gerçekten yaşamak istemiyorum, hiç tadı yok”, diyordu. Ama bunu söylerken soyut bir bunalımı dile getirmiyordu. Oğuz, bunalan bir insan değildi. Onun akıl ve mantığı bu tür gereksizlikleri çoktan aşmıştı. Hiçbir zaman,
Her anlamda olumsuzlaşan İstanbul’u artık istemiyordu ve ölümü de öylesine umursamıyordu ki... hani;


-Beyoğlu’nun tadı kalmadı, artık öteki dünyaya gidelim, der gibi. Ve ölmeden dört gece önce Degüstasyon’un kapısı önünde karşılaştığımız Ali Poyrazoğlu’nun yanağından makas alıyor,
-Tatlıhayat kurbanları gene nereye? diye takılıyordu. :((

7 Eylül 2008 Pazar

Unutulan

"Ben tavan arasındayım!" diye bağırdı delikten aşağı doğru.
"Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara." Son sözlerimi duydu mu?
"Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim."
Bütün hayatım boyunca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi bana. Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık.
Ne düşünüyor acaba? Gülümsedi: Yine mi düşünüyor?
Yıllardır bu tozlu, örümcekli karanlığa çıkmamıştı. Işığı gören bazı böcekler kaçıştılar. Korku; fakat yararlı olacağını düşünmek kuvvetlendirdi onu.
Ona yardım etmek mi bu? Bilmiyorum, bazen karıştırıyorum; özellikle, başımda uğultular olduğu zamanlar. Onun gibi düşünmeyi bilmek isterdim.
Fakat orada kitap sandığına benzemeyen karanlık çıkıntılar vardı. Feneri bu garip yığına doğru tuttu. Korkuyla geri çekildi: Biri vardı orda, oturan biri. Feneri alıp bütün gücüyle deliğe kaçmak istedi, kımıldayamadı. Korkusuna rağmen fenerle birlikte, ona yaklaştı. Ne yapmışsa korkusuna rağmen yapmıştı hayatı boyunca. Yoksa çoktan kaybolup gitmişti. Feneri onun yüzüne tuttu: Aman Allahım! Eski sevgilisi yatıyordu yerde. Tozlanmış, örümcek bağlamış; tavan arasındaki her şey gibi. Kitap sandığına ve resim tahtalarına örümcek ağlarıyla tutturulmuş eski bir heykel gibi. Sağ kolu bir masanın kenarına dayalı; parmakları kalem tutar gibi aşağı ayrılmış, boşlukta. Dizleri titredi, dişleri birbirine çarptı, ayağının altından kayıp gitti döşeme; kayarken de ayağına çarpan resim masası devrildi. Kol yine boşlukta kaldı: Örümcek ağlarıyla tavana tutturulmuştu. Bu eliyle ne yapmak istedi:? Bir şeyler mi yazmaya çalıştı?
Ne yazık, hiçbir zaman bilemeyeceğim..
Sonra hatırladı: Bir gün tavan arasına çıkmıştı eski sevgilisi, şiddetli bir kavgadan sonra. Ayrıntıları bulmaya çalıştı: Belki de büyük bir tartışma olmamıştı. Biraz kavgalıydılar galiba. Gülümsedi Bu biraz sözüne kızardı. Onu tavan arasında bırakıp sokağa fırlamıştı. Öleceğini hissediyordu. Peki ama neden? Bilmiyuordu; duygunun şideeti kalmıştı aklında sadece. Sonra 'onu' görmüştü sokakta: Bütün mutsuzluğuna, kendini zayıf hissetmesine, ölmek istemesine rağmen 'onun' gözlerindeki ilgiyi, insanı alıp götüren başkalığı fark etmişti nedense. O gün eve yalnız dönmüştü tabii. Ne kadar daha çok gün eve yalnız döndüm onda sonra da.Deseydi. Titreyen dizlerinin üstüne çöktü, el fenerini tutu onun yüzüne: Gözleri açıktı, canlıydı. Bakamadı, başını karanlığa çevirdi. Sonra baktı yine; onu, ölüm kalım meselelerinde yalnız bırakmayan gücünden yararlandı yine. Hiç bozulmamış; geç kalmasaydım böyle olmazdı belki. Üzüldü. Fakat hiç değişmemiş; son gördüğüm gibi, gözleri bile açık. Yalnız, gözlerin bu canlılığında bir başkalık var: Her şeyi bildiği halde duygulanamayan bir ifade.
Görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkuturdu beni. İnanmazdım.
Öyle şeyler bulup söylerdi ki öldüğü halde.
Belki beni izliyor yine. Yerini değiştirdi. Benimle ilgili değilsin diyerek üzerdim onu. Hayır bakmıyor bana. Belki de düşünüyor.
Hayır, gerçekten ölmedi; çünkü ben yaşayamazdım ölseydi. Bunu biliyordu. Bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum ama sen bir yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim. Nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim..
(Çünkü'yü cümlenin başında söylemeliydim, şimdi kızacak. Evet, her an onun sözlerini düşünürek yaşadım, şimdi acaba ne der diye düşündüm.) Yalnız bu kadarı çürümüş. İyi. Şimdi onu nasıl inandırabilirm bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma? Onun unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme?Anlamaz, görünüşe kapılır, anlamaz. Başkasına rastladığım için, bu yeni ilişlkinin her şeyi unutturduğunu düşünür.Oysa her şeyi hatırlıyorum; tavan arasına çıktığı gün bu elbiseyi giydiğini bile. El fenerini ölünün üzerinde dolaştırdı: Örümcek ağlarının gerisinde sesli bir görünüşü var.
,Yalnız ağların arasından elimi, onun kalbine götürdüğüm yer biraz karanlık. Rüya gibi bir resim. Birlikte hiç resim çektirmemiştik. Bir sürü şey gibi bunu da yapamadık nedense; bir türlü olmadı. Bir koşuşma, durmadan bir şeylerle uğraşma... Neden koşuyorduk, acelemiz neydi? Tavan arasına çıktığı güne kadar, bir şeyin arkasından hep başka bir şey yaptık, hiç durmadık, hiç tekrarlamadık.
Aşağıdan, başka bir deliğin içinden ses duydu. "Bir şey mi söyledin canım?"
Elini telaşla kitap sandığına soktu.
"Hiç" diye karşılık verdi aceleyle. "Kendi kendime konuşuyordum."

Korkuyu Beklerken ...oğuz atay

23 Ağustos 2008 Cumartesi

Minareden at beni in aşağı tut beni

"Son bitmiş guaj resme bakıyorum. Başsız ve ayaksız, yerinden ve hafızasından uzak düşmüş bir gövdenin, iğreti kanatlarıyla uçmayı tam da beceremeyen hantal bir yaratıkla oynadığı çemberden atlama oyununa. Karanlık bir ormanda saklanmış iki yaratık, biri eksik, biri fazla, belki bir kadın ve bir erkek, kendilerini ve birbirlerini yoketmeden kavuşabilecekler mi? Nihayet, bu gizli köşede kendi eksikliklerinden ve fazlalıklarından duydukları utancı bir çoşkuya çevirebilirler mi? Bu oyunun resmedilişindeki imkansızlığın ardında, tutmanın ya da tutkunun tek umudu mu var? "Minareden at beni,in aşağı tut beni". Zemin dokusuna karışan yazı oyunun adını böyle koyuyor.
“Oyunun kuruluşundaki umudu, sondaki imkansızlıktan daha çok merak ediyorum. Çünkü son, sonradan geriye dönülerek anlamlanıyor, kesinleşiyor. Resimdeki oyunda ise bir beklenti var…
Bu resimde, o çocuksu kaybedip bulma oyununda, geleceğin dehşetini erteleyen kuvvetli bir “sen” çağrısını duyuyorum aynı zamanda. Yazının beklentisi de bu zaten. Çok mu geç?
Bir bakıma öyle, kaderin başkalığı beni de seni de terketmiş. Ama bu resimlerdeki başkalığı, örneğin bir başka resimde, bir kız çocuğunun sınır çizgisine kadar gidip gördüğü, görüp de de bize anlatamadığı bir başka dünyayı dile getirmek için geç olmayabilir. Yabancılığın payından duyulan umut gene.”
Ressam” kitabından

22 Ağustos 2008 Cuma

21 Ağustos 2008 Perşembe

kedilerin yarı ak yarı kara aklında

Bir diyeceğim yoktu hüzünden yana
Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda
Yetmiyorum yeni insanlara yetişemiyordum
Kimin umurunda dedi, ama kendimi inandıramadım buna da
Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda
Uyandırılacak çocuklarım vardı uyuyorlardı uykularında
Çok mu yaşamıştım az mı ölmek hakkım mıydı yıl varken
akşamlara, Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım
Okşayacak bir şey ister ellerimiz kendi sıcaklığında ,Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda ,Ne iyi etmişim aldım düşündüm
kedilerin yarı ak yarı kara aklındaKedi işte kedi boğuyordu yavruyu engel görünce aşkında
Ağlanır kedi yavruların çocuksuz anaların arasında
Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım da (alıntı)

19 Ağustos 2008 Salı

Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka..

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da , Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da,,
ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca
Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim.
Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında
Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz ? Ne tuhaf biraz anlıyorum
Ya sonra ? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra
Gene mi, başladınız mı ? peki şimdi kim var sırada
Sakın haaaa!. biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza
Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ağzımızla..
Bir oyun başka olamaz oyundan gibi Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz şeyden gibi Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne gelir elimizden insan olmaktan başka....

Her özgürlüğün içinde bir tutsaklık vardır.

Nerden başlasam nasıl anlatsam.Belki de sözlerim boşluğunu kanatır. Bugün yeni bir gün açtım perdemi .Alnımda pencerenin buz gibi soğukluğu.. Kırdığım aynalarda kan rengi sorular. Birikmiş yalnızlığında sana öyküler sundum.Seç al birini nasılsa bir yazan var..Hepimiz bir başkasının öyküsünde tutsak..Yaşam bize sunulan tek kişilik bir oyun..Yarın kapı altından bırakılan mektup.. Seç al birini bak yerimize düşünüyorlar.Hepimiz bir başkasının yalanına ortak.İnancın savaşında biz tutsak kahraman....

16 Ağustos 2008 Cumartesi

( alıntı )

ruzgar.mp3

konuşuyorsun duymuyorlar o zaman sus da rüzgarın sesini sendeki sessizliği körlerin bildiği her ağacın eğildiği her bilenin görmediği rüzgarın sesini dinle konuşma artık boşuna konuşma taşıdığın bu gölgeyi karart geleceklerin ve gideceklerin hesabını yap düğümlerini çöz zamanın nereye akacaksa akacak şimdi sus rüzgarı dinle konuşma artık konuşma sarıl şimdi yokluğuna bu gerçek insanlardan kaç çık bu şeffaf rüyadan konuşuyorsun duymuyorlar o zaman sus da aklına rüzgar dolsun....

14 Ağustos 2008 Perşembe


Yıllar sonra, tüm hayatımı
o tren istasyonunda bekleyen
üzgün adamı mutlu etmek için
harcadığımı farkettiğimde,
bundan haberi bile olmamıştı.
Zaten ben de o trene hiç binmedim...

kahve çeşitleri~

Türk Kahvesi – Telvesi ile servis yapılan tek kahve çeşidi ..(lokumla daha güzel olurmuş;) Espresso - Makine ile hazırlanan, koyu kavrulmuş, İtalya'ya özgü bir kahve türüdür
Mırra - Şanlıurfa'ya özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahve
Cappuccino– Espresso ve su buharı ile ile köpük haline getirilmiş süt eklenen kahve.(köpük 2 santim kadar)
Americano – Espresso’nun sıcak su eklenerek yumuşatılmış şekli
Cafe au lait – Fransızların sütlü filtre kahvesi
Ethiopian Yirgacheff – Şarabımsı buruk tadı olan Etiyopya kahvesi
Latte – Espresso’ya az köpürtülmüş sütün eklendiği kahve (köpük 1 santim kadar)
Macchiato – Espresso’ya süt köpüğü eklenerek hazırlanan kahve
Mocha – Latte’ye çikolata tozu veya şeklenmesiyle yapılan kahve
Santos – Brezilya’da bir liman adıdır,kahve yetişmez.
Sumatran – Düşük asit dengesine sahip Endonezya kahvesi
Supremo – Kolombiya'da en kaliteli kahve kategorisine verilen ad'dır.
Viennese – Espresso’ya çikolata ve krema katılarak hazırlanan Viyana usulü kahve

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Ay nerde doğsa oradaydık..Dallarda zerdali çiçekleri..Savrulup gider rüzgar esince...Bütün bir bahar böyle geçti...Anlardım aklından geçenleri...Sustukça konuştuk sanki...Sessizlik sensin geceleri...Fincana kahve koydum gel,,,Döndüm gecenin karasına ..Artık kimse kıramaz beni...O kül gibi deniz o sesiz kız.. Kayıp bir sandala binip gitti ..
sen Bunca yıl sonra.. nasılsın...
teşekkürler:)
çok mutlu oldum tedi için,,,
ellerine saglık :)

8 Ağustos 2008 Cuma

bu güzel süpriz için,
var olduğunuz için,
dostum olduğunuz için,
hediyeler ve kitaplar ve boynumdaki tedi için,
beni düşündüğünüz için
çok ama çok çokk teşekkür ederim..
sizi ve çocukuularınızı pennn çokkkkkkkk seviyormm..
umarım :) yüzünüzdeki ifade hep böyle olur :)
pisi
Gülümse, hadi gülümse, Bulutlar gitsin, Hadi gülümse,
Belki şehre bir film gelir, Bir güzel orman olur yazılarda,
İklim değişir, Akdeniz olur, Gülümse,
Tut ki karnım acıktı, Anneme küstüm ,Tüm şehir bana küstü, Bir kedim bile yok,
Anlıyor musun, Hadi gülümse, Sazlarım vardı ,Irmaklarım vardı ,
Çakıl taşlarım vardı benim , Ama siz başkasınız ,Anlıyor musunuz ,BAŞKASINIZ...


1 Ağustos 2008 Cuma

Aşkın derileri ve gerileri

Ölü değilim, öldürücü değilim, ölümlü bir gölgeyim ölümün ta kendisiyim. Kanlı değilim ve kılıcım kınında eskisi kadar atik ve bende emilecek kan yok, bitirilecek yol damarlarımda ışık dolaşıyor soluğumu kesme şansı yok, üzerine kapandığım ağızları kendi elimle çizebilirim artık geçmişi gölgeye teslim edebilirim.
Kaybeden istersem kazanan tarafım, duruma göre belki iki damla ağlarım. Oynatılsın iki bacaklılar arasındaki tüm eslerin ve cümlelerin geniş kazanında titreşen bağırsaklardan gelen kösnül bendeler banane ben yek o ışığı arıyorum. Suretini çoktan biliyorum durdurulmaz süratimle aranızdan geçiyorum.
_
Kunthar'ın yazısının bir kısmı

31 Temmuz 2008 Perşembe

Yerçekimi ve Tanrı'nın Lütfu adlı eserinden;

"Zaman, açıkçası yoktur (sınır olarak şimdinin dışında) ve buna rağmen biz zamana tabiyiz. Bu bizim durumumuzdur. Varolmayan şeye tabiyiz. İster edilgen olarak acı çekilen -fiziksel acı, bekleyiş, pişmanlık, vicdan azabı, korku gibi- zaman olsun, ister çekip çevrilen -düzen, yöntem, zorunluluk gibi- zaman olsun, her iki durumda da tabi olduğumuz şey var değildir. Ama itaatimiz vardır. Biz, gerçekdışı zincirlerle gerçekten bağlanmışız. Gerçekdışı olan zaman, her şeyi ve bizi gerçekdışılıkla örter."
"Olmak ve sahip olmak. -İnsanın varlığı yoktur, yalnızca sahip olduğu vardır. İnsanın varlığı perdenin arkasında, doğaüstünün olduğu taraftadır. Kendisi hakkında bilebileceği şey, yalnızca koşulların ona verdiği şeydir. Ben benim için gizlidir (ve başkası için de); ben Tanrı tarafındadır, Tanrı'dadır, Tanrı'dır. Gururlu olmak, Tanrı olduğunu unutmaktır... Perde, insanın sefaletidir Simone Weil....