13 Ekim 2017 Cuma

22 Eylül 2017 Cuma

:/

Canlar, tarifsiz acılar içinde ölürken siz güzelleşemezsiniz... Hayvan deneyi uygulayan markalardan uzak durunuz... #deneyehayır

Ürünlerinizi alırken tekrar düşünün ve üzerindeki logoları kontrol edin lütfen... Hayvan deneyleri uygulanan her üründe masum canların gözyaşları var, unutmayın! #deneyehayı


18 Eylül 2017 Pazartesi

Ronnie Lee

  • Bizler bu dünyanın canlılarıyla avcı insan elinde mızrağıyla ormana daldığından beri savaş halindeyiz. İnsan emperyalizmi hayvanları her yerde köleleştirdi, baskı altına aldı, öldürdü, parçaladı. Etrafımızda canlılar için hazırlanmış köle kampları yer alıyor, endüstriyel çiftlikler ve diri kesim laboratuvarları, Dachau ve Buchenwald toplama kampları var her yanımızda. Hayvanları gıda için katlediyoruz, onları kendi keyfimiz için aptalca numaralar sergilemeleri için zorluyoruz, spor adına onları tüfeklerle vuruyor, kancalar takıyoruz. Hayvanların yuvası olan yabanı paramparça ettik. Türcülük cinsiyet ayrımcılığından bile daha derinlerimize kazınmış durumda, bu kadar derinlik yeter. [1]
    Bebeklerin işkence görmesinin tamamen yasal olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Bir bebek işkence odasının yerini keşfediyorum. Bebek işkencesinin yasa dışı ilan edilmesi için kampanya düzenleyebilirim, ama bu kampanya bebekleri bugün, yarın ya da önümüzdeki aylar boyunca ya da seneler boyunca işkence görmekten kurtarmayacaktır. İşkence odasını yıkabilirim, ama işkence yapan kişinin son derece kararlı olduğunu biliyorum, muhakkak kısa sürede yeni bir oda hazırlayacaktır. İşkenceciyi hapse atacak türden bir yetkim de yok. O yüzden onu öldürüyorum. Benim bu eylemim meşru mudur?
    İnsan nüfusunun aşırı artışı hayvanların bir manada cezalandırılmasıdır; Dünya’nın insan türü tarafından böylesine yığınsal bir şekilde işgal edilmesini azaltmamız gerekiyor, böylece diğer canlılar da dünyadaki yaşam alanlarından kendilerine düşen payı alabilirler. Ben burada “insan üstünlükçülüğü” terimini kullanıyorum, tamamen bencil, kaba, ahlâk dışı ve mantıksız bir bakış açısı olup insanların bir şekilde diğer hayvanlardan daha önemli olduğunu ileri süren bir görüş bu. 
     

16 Eylül 2017 Cumartesi

Ölümün saltanatını haber veriyorsunuz, der. 
Ölüm dışarıdan dayatıldığında sevilemez. 
Sevmediğinize ağladığınızı zannediyorsunuz.

Ölümü dayatamadığınıza ağlıyorsunuz.

Uykuya dalmıştır bile. Güç işitilir bir sesle:
Ölümden öleceksiniz, der. Ölümünüz başladı bile. 
Ağlarsınız.
 Ağlamayın, değmez, şu kendinize ağlama 
alışkanlığını bırakın, değmez, der.
Ö. H. 33-34
Sorarsınız: Ölüm hastalığı neden ölümcüldür? 
Cevap verir: Ona yakalanan onu taşıdığını, ölümü taşıdığını bilmediğinden. 
Üstelik ölecek bir yaşamı olmadan öleceğinden,
hiçbir yaşamda, hiçbir zaman ölmeyi bilmeyeceğinden..
/////
Çevremizde bulunan her şey bir şey yazar,sezinlenmesi gereken işte budur,her şey yazar; sineğe gelince,sinek duvarlara yazar, küçük gölün parlaklığını yansıtan salonun ışığında çok şey yazmıştır. sineğin yazısı, bir sayfayı tümüyle doldurabilirdi.böylelikle de yazı haline gelebilirdi.böyle olduğu andan başlayarak da artık bir yazı olarak kabul edilebilirdi. bu yazı belki de bir gün, gelecek yüzyıllarda okunabilecek,o yazı da çözülecek ve çevrilecek.ve o zamana kadar okunamamış çok büyük bir şiir gökyüzünü kaplayacak.
////
Akıl gibi bir şey delilik de. Açıklanmıyor.
Tıpkı akıl gibi. Geliyor iyice sarıyor seni, o zaman anlıyorsun.
Ama geçip gidince de bir türlü anlayamıyorsun ne olduğunu.
Yazmak..

13 Eylül 2017 Çarşamba

..


 "Ya siz?" dedim çocukça bir küstahlıkla. "Hiç yanlış yapmaz mısınız?"
"Sık sık," diye yanıtladı. "Ama yalnızca bir yanlıştansa, birçok yanlış tasarlıyorum, böylece de hiçbir yanlışın tutsağı olmuyorum."
...

Şimdi, kitapların oldukça sık başka kitaplardan söz ettiklerini ya da sanki kendi aralarında konuştuklarını fark ediyordum.

Umberto Eco 

23 Ağustos 2017 Çarşamba

«»

"Tuhaf biri olduğumu, beni kuşkusuz bu yüzden sevdiğini ama belki günün birinde yine aynı sebepten nefret edebileceğini mırıldandı."

Albert Camus ile Boris Vian ne alaka ise 
Karışıyor bende :/ 

"Anı yoktur. Anıların kendisinden kaynaklanan, başka bir kişilikle yaşanmış, bir başka hayat vardır. Gerçek zaman, eşit saatlere bölünmüş, mekanik bir yapı değildir."




20 Ağustos 2017 Pazar

...




ayağı kırık bir konsol gibi durdu gök
yayı fırlamış bir somya gibi kaldı yer
yeşil üzerine sarı
bir nota yaprağı gibi yazıldı tabut
dört ayaklı mermerin üstüne
acı kumdur diye bağırdı bir semt delisi
elleriyle yüzünü örterken
acı kumdur
kıyısını kimseye vermek istemeyen bir balıkçı da
zokasını parlattı gün içiyle inatlaşarak
ve balıklar meyhane önlerindeki
binlerce dudak gibi güldü (güldüler)
sarılarını giyindi sarıyer postanesi
bir iki mektup kendini buruşturup bıraktı
tek başına bir martı
göğün ilk ve son yaratığı gibi
konuverdi boşluğun siren direğine
ve gaipten ses verircesine
çınladı balıkpazarının balıkçı çanı
ve tabut
o soluk örtüsüyle hafifçe kımıldadı.

kımıldattılar
o kımıldamadı
yepyeni bir yaşama dalarcasına
sağa ve sola
geriye ve ileriye
baktı baktı baktı
kimseler tanımadı onu. o zaman da
uzandı boşluğuna sırtüstü
en yalın, en uyumlu
en hüzünlü kulaçlarını atmaya başladı
manavı, bakkalı, eczaneyi
bankayı ve kuruyemişçiyi
köşedeki muhallebiciyi de
geçti, geçti, geride bıraktı
ve arkasındaki kalabalıkta
gözyaşların dan birbirini görmeyen
ya da görmek istemeyen
ölümün yaşlık rengini
düşündükçe kendi dip sularına çöken
bir iki kişiyi sevdi okşadı
avuttu
ve girdi
pazar yerine girdi, -günlerden her gün gibiydi-
iplerin, çadırların, teleşların
içinden geçti
gün ışığını ilk ordan bıraktı.

tarçınların, zencefillerin
mumların, un çuvallarının, plastik oyuncakların
ve zerzevatların, turfanda meyvaların
ve ayakkabıların ve terliklerin ve naylon torbaların
ve yatak çarşaflarının ve çeşitli giysilerin önünde
sürdürdü sırtüstü yüzmesini
kendine
gerekli birkaç şeyi almak ister gibi yaptı, almadı.

bir kadın yol kenarındaki
biri ölmüş, dedi, o kadar
bir balıkçı istavrit balıklarını
daha bir iştahla suladı
kirazcı bir kilo kirazı tarttı tartmadı
şapkalar satan bir satıcı yokuşun başındaki
öylece durdu, hiç kımıldamadı
dışbükey, bir tabut gibi
eşleşti sanki onunla
ve kendini bir hayalet gemiye çaktı çaktı çaktı.

ve gelindi mezarlığın kapısına
güllerin, güllerden çelenklerin kuzgunkılıçlarının kapısına
buz kokulu otların, buz kokulu mezar taşının kapısına
gelindi
önce o girdi
dalgalardan burnunu kaldıran bir tekne gibi
yükseldi yükseldi
bakakaldı sonsuzluğa bir süre
daha sonra indi indi
yalayıp geçti dalgaların üstünü
o
kimseye görünmek istemeden
ama hiç istemedenayağı kırık bir konsol gibi durdu gök
yayı fırlamış bir somya gibi kaldı yer
yeşil üzerine sarı
bir nota yaprağı gibi yazıldı tabut
dört ayaklı mermerin üstüne
acı kumdur diye bağırdı bir semt delisi
elleriyle yüzünü örterken
acı kumdur
kıyısını kimseye vermek istemeyen bir balıkçı da
zokasını parlattı gün içiyyle inaşlaşarak
ve balıklar meyhane önlerindeki
binlerce dudak gibi güldü (güldüler)
sarılarını giyindi sarıyer postanesi
bir iki mektup kendini buruşturup bıraktı
tek başına bir martı
göğün ilk ve son yaratığı gibi
konuverdi boşluğun siren direğine
ve gaipten ses verircesine
çınladı balıkpazarının balıkçı çanı
ve tabut
o soluk örtüsüyle hafifçe kımıldadı.

kımıldattılar
o kımıldamadı
yepyeni bir yaşama dalarcasına
sağa ve sola
geriye ve ileriye
baktı baktı baktı
kimseler tanımadı onu. o zaman da
uzandı boşluğuna sırtüstü
en yalın, en uyumlu
en hüzünlü kulaçlarını atmaya başladı
manavı, bakkalı, eczaneyi
bankayı ve kuruyemişçiyi
köşedeki muhallebiciyi de
geçti, geçti, geride bıraktı
ve arkasındaki kalabalıkta
gözyaşlarından birbirini görmeyen
ya da görmek istemeyen
ölümün yaşlık rengini
düşündükçe kendi dip sularına çöken
bir iki kişiyi sevdi okşadı
avuttu
ve girdi
pazar yerine girdi, -günlerden her gün gibiydi-
iplerin, çadırların, teleşların
içinden geçti
gün ışığını ilk ordan bıraktı.

tarçınların, zencefillerin
mumların, un çuvallarının, plastik oyuncakların
ve zerzavatların, turfanda meyvaların
ve ayakkabıların ve terliklerin ve naylon torbaların
ve yatak çarşaflarının ve çeşitli giysilerin önünde
sürdürdü sırtüstü yüzmesini
kendine
gerekli birkaç şeyi almak ister gibi yaptı, almadı.

bir kadın yol kenarındaki
biri ölmüş, dedi, o kadar
bir balıkçı istavrit balıklarını
daha bir iştahla suladı
kirazcı bir kilo kirazı tarttı tartmadı
şapkalar satan bir satıcı yokuşun başındaki
öylece durdu, hiç kımıldamadı
dışbükey, bir tabut gibi
eşleşti sanki onunla
ve kendini bir hayalet gemiye çaktı çaktı çaktı.

ve gelindi mezarlığın kapısına
güllerin, güllerden çelenklerin kuzgunkılıçlarının kapısına
buz kokulu otların, buz kokulu mezar taşının kapısına
gelindi
önce o girdi
dalgalardan burnunu kaldıran bir tekne gibi
yükseldi yükseldi
bakakaldı sonsuzluğa bir süre
daha sonra indi indi
yalayıp geçti dalgaların üstünü
o
kimseye görünmek istemeden
ama hiç istemeden
bıraktı kendini büyüyen göz çukurlarına
ve birden
konuşmaya başladı sonsuzluğun dilini.
bıraktı kendini büyüyen göz çukurlarına
ve birden
konuşmaya başladı sonsuzluğun dilini. (Acı kum)

18 Ağustos 2017 Cuma

Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana. Oysa orada kalmaya devam ettikleri sürece onları birbirlerine yamadığımızı zannederiz. Üstlerinde gün, ay ve yıl yazan sayısız kitap gördüm ben; gizli bir takvimi oluşturur her biri…..





/// hele ki artık yaşamayan insanlardan kalan kitapları... notları saklamak ayrı bir zorluk.
Acaba kitabın sahibi ciğerlerini kanla kusarken bunları mı düşünüyordu:/ Belkide ölmek üzere olan bir adamın aklından geçen son şeylerdi bunlar :/ 
prayers - 

13 Ağustos 2017 Pazar

Thomas Mann......

Zaman duygumuz yaşlılık yüzünden yıpranmışsa ya da zaten hiç bir zaman yoğun olmamışsa-bu doğuştan canlılığın olmadığını gösterir -kısa sürede yeniden uykuya yatar ve yirmi dört saat içinde sanki hiçbir yere gitmemişiz ve gezimiz bir gece önce gördüğümüz bir düşten öte bir şey değilmiş gibi gelmeye başlar.
...
Çünkü insan insanı, hakkında bir yargıda bulunamadığı sürece sever, yüceltir;
özlem, eksik tanımanın bir sonucudur.
...
Zaman nedir? Bir gizdir.? elle tutulamayan ve herşeye kadir olan. Dış dünyanın bir önkoşulu, mekanda var ve olan hareket eden cisimlerle kaynaşmış bütünleşmiş bir hareket . Ama hareket olmasaydı zaman olur muydu? Sor bakalım ! Zaman, mekanın işlevi mi? Ya da tam tersi mi ? Yoksa ikisi özdeş mi ? Bir soralım dedik.?

10 Ağustos 2017 Perşembe

Edip Cansever 89




“Bugün benim doğum günüm. Kendi kendime kutlayacağım. Sonra kalabalık yerlere gideceğim. Bir de hediye almak istiyorum kendime. Belki bir kitap, belki de iyi bir ağızlık alırım.
Milena'yı okuyorum. Çok seviyorum. Bütün büyük yazarlar gibi Kafka da en küçük olaya, en dikkat etmediğimiz ayrıntıya, en küçümseyip geçtiğimiz bir duyguya, düşünceye canlılık kazandırıyor; onları işliyor, tatlı, Kafka'ca bir yapı kurmaya bakıyor. Sonra ne oluyor? “İyiyim Milena” gibi basit bir söz edince bile, taptaze bir güzellik, esenlik kuruyor içimizde. Artık o “İyiyim Milena” sözü erişilmez oluyor; sanki bir yaşamı taşıyor üzerinde, sanki gelmiş geçmiş bir edebiyatı diriltiyor. İyi yazarları okudukça seviniyorum.”
Edip Cansever, Erdal Öz'e Mektuplar
8 Ağustos 1961


Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da; herkes biraz var o kadar.Edip Cansever

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Hayatımın her anı yeni olaylar birikimiyle yüklü ve bu yeni olayların her biri kendi sonuçlarını beraberinde getiriyor; öyle ki ben yola çıktığım sıfır noktasına dönmek istedikçe ondan daha çok uzaklaşıyorum: Bütün eylemlerim bir önceki eylemin sonucunu silmeye yönelik olsa ve bu silme işleminde yüreğimi aniden ferahlatarak umudumu arttıran kayda değer sonuçlar elde etmeye başarsam da önceki eylemin sonuçlarını silme konusundaki her adımımn, durumu öncesine göre zorlaştıran yeni olaylar yağmuruyla karşılaşmama yol açtığını unutmamam gerekiyor ve sırası gelince onları da temizlemek zorunda kalıyorum. Bu nedenle en az düzeyde karışıklık yaratacak en yetkin silme işlemi için adımlarımı dikkatli atmalıyım
I.C. 

28 Temmuz 2017 Cuma

doğa öcünü alır...



❝İnsan en acımasız hayvandır. Trajedilerde,
boğa güreşlerinde ve haça germelerde şu güne 
kadar kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi 

için cehennemi icat ettiğinde,
sıkı durun,
bu aslında en iyi cennetiydi.❞
____________________
 [F. Nietzsche]


  - Hayvan olmak için masum olmak gerekir. 

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Geceye tuz biber eken kitap:/ 

♥ AFL

ALF (Animal Liberation Front - Hayvan Kurtuluş Cephesi), 1976´da radikal hayvan hakları eylemcisi Robbie Lee´nin kurduğu aktivist gruptur.
  • ALF gönüllüleri hayata hürmet, saygı ve özgürlük duygusuyla öylesine dolular ki katıldığımız her bir ALF eyleminde, mazlum hayvan yakınlarımızın özgürlüğünü elde edebilmek için kendi özgürlüğümüzü beraberce riske atabiliyorduk. - Rol Coronado

22 Temmuz 2017 Cumartesi

----------🐈
Düşünceler, her şeyden daha tatsız. Uzanıp dururlar, bitmez tükenmezler ve insanın ağzında acayip bir tat bırakırlar. Sonra, düşüncelerin içinde kelimeler var; tamamlanmamış kelimeler, eksik kalmış cümleler. Durmadan geri gelirler.
*
Şimdi kimse için hiç bir şey düşündüğüm yok. Sözcük aramak gibi endişem bile kalmadı. Sözcükleri, şöyle ya da böyle belirlediğim yok, bırakıveriyorum ağzımdan, az çok çabuk, kendiliklerinden çıkıyorlar. Çok zaman, sözcüklerden yoksun oldukları için düşüncelerim de sisli. Garip ve eğlenceli biçimlere bürünüp yitip gidiyorlar; hemen unutuyorum bu düşünceleri.
( Bunu okuyunca aklıma Bay palomar geldi :)
Sayfa:96 
*
Ama insanlar bir sabah pencerelerini açınca, nesnelerin üzerine çökmüş olan ve bekler gibi duran bir çeşit korkunç anlamla şaşıracaklar.


Bulantı, Jean-Paul Sartre / 

6 Temmuz 2017 Perşembe

28 Haziran 2017 Çarşamba

....


Yaşayanlar iyi bilir, yaşamak
Bir altılı fesleğeni kanatmaktır biraz
Ruhlarında büyüyen

Ve o fesleğenin simgesidir yaşlandıkça
Yüzlerce çocuğa bölünmüştür ve yanıtı yoktur 
Akşamları ruhtan ve gülümsemekten gelen
Gölgesi beyaz bir kederin yok olmuş biçimidir

Odur değil mi
Kokusundan gelir kokusuna koşarken
Harcar ölümsüzlüğünü
Fesleğenin bir yaz akşamı dalgınlığında...

Edip Cansever
Menzil Canbazı

25 Haziran 2017 Pazar

Edip Cansever ile 1975-1976 yayım dönemi eserleri hakkında yapılan röportaj.



Afiyet olsun:)




şiiri açıklayan tek şey şiirdir, gene şiirin ...E.C

Kâğıt Ev, Carlos Maria 🐈

Tıpkı kütüphanedekiler gibi damgalı kitaplar gördüm, yahut içlerine sahiplerinin kartları yerleştirilmiş olanlar. Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz.

Biraz kitap 🐈biraz hayat 🐈sarkıyoruz..

15 Haziran 2017 Perşembe

Öldüğünüzde ölü olduğunuzu bilmezsiniz.
Bu sadece başkaları için zordur.
Aynı şey salak olanlar için de geçerlidir.

Ronald David Laing

12 Haziran 2017 Pazartesi

                                :)

"Bir şeyin birdenbire yerinde olmaması, ama aynı tiktakın sürüp gitmesiydi ölüm."
(Yaz Düşleri, Düş Kışları - Beyaz Bahçede - Tomris Uyar

8 Haziran 2017 Perşembe

-V- Menzil Cambazı🐈


O gider oyun kalır yanmış bir kâğıt gibi
Çiçekli bir mintanın yalnız çiçeği kalır
Gene mi yaşlandın yüzün ağır ağır gitmekte

Ey sürahisinden hiç çıkmayan çocuk 
Dürter yumuşak bıçağıyla gözlerini 
Gözleri dışardaki kuşların kalbinde

O gider oyun kalır bir dağılmışın üstünde
Bir bayram öncesi suskunluğuyla kalır

ONÏKÏ.bölüm
104.Sayfa
5.paragraf

7 Haziran 2017 Çarşamba

..


Donnie : Neden o aptal tavşan kıyafetini giyiyorsun?
Frank : Neden o aptal insan kıyafetini giyiyorsun?

6 Haziran 2017 Salı


Ama Tanrı çirkinleri ve hikâyeleri seviyordu..
Karahindiba 

1 Haziran 2017 Perşembe

 “Okur kitap arar ama kitabın da okuru bulduğunu ben çok gördüm. Açıklanabilir bir şey söylemiyorum belki, ama ‘rastlantılar’ın çoğu, açıklayamadığımız için rastlantı görünmez mi?”b.k.

31 Mayıs 2017 Çarşamba

                                       .....
Mutluluk
herkes gibi yaşarken
kimse gibi olmamaktır.” Simone
Mutlu yıllar 🐱

9 Mayıs 2017 Salı

'Onun gerçeği başka bir düzene bağlıydı,
sözcüklerle değil, sadece onun yaşadığı gibi yaşamakla  
anlatılabilirdi.
Ölünceye kadar yaptığı gibi, acımasızca kendine sadık kalarak ve
değişmeyerek
bütün insanlara bir ders verebilir..

....


Belki şimdi - diye düşünüyor Bay Palomar - o ülkede de bir başka kişi tekeş terliklerle dolaşıyor." Ve her adımda ayağından çıkan, ya da çok dar olduğu için ayağını burarak hapis eden terlikleriyle, topallayarak çölde dolaşan narin bir gölge görüyor. "Belki şu sırada, o da beni düşünüyor, değiş tokuş yapmak için benimle karşılaşmayı umuyor. Bizi birbirimize bağlayan ilişki, insanlar arasında kurulan ilişkilerin büyük bir çoğunluğundan daha somut ve açık. Buna karşılık hiçbir zaman karşılaşmayacağız." Tanımadığı mutsuzluk arkadaşıyla dayanışmak, çok az rastlanan bu tamamlayıcılığı, bir kıtadan bir başkasına yansıyan bu aksak adımları canlı tutabilmek için, tekeş terlikleri giymeyi sürdürmeye karar veriyor. i.c.

22 Mart 2017 Çarşamba

Abolisyonist Vegan Hareket




"Valla ben evim, odam, kitaplarım neredeyse kendimi oralı hissederim; başka bir yere de ihtiyaç duymam. Ya bu insanın kendine bir dünya yaratabilme, kendini oyalayabilme yeteneği ile ilgili bir şey. Sıkılmak ne demekmiş ya? Sıkılmak için hiçbir zaman bir saniye vaktim olmadı benim. Ayrıca sıkılmak denen duygunun son derece lüks bir duygu olduğunu düşünüyorum bugünkü şartlar altında."

Kış Uykusu, 2014 - Nuri Bilge Ceylan

20 Mart 2017 Pazartesi

Stefan Zweig **Satranç**


Bize hiçbir şey yapmadılar. Sadece bizi en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır baskı uygulayamaz.-Satranç- 
Stefan Zweig

17 Şubat 2017 Cuma

Milan Kundera / Ölümsüzlük


"(-): Biliyorum. Beni yüzümle tanıyorsun, beni yüz olarak tanıyorsun ve hiçbir zaman başka biçimde tanımadın. Yüzümün bana ait olmadığı gibi bir düşünceye de sahip olamazsın. 
(/): Yüzünün sana ait olmadığını nasıl iddia edersin? Kim var yüzünün arkasında? 
(-): Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farz et. Yüzünü düşleyecektin. Yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi tasarlayacaktın. Ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün. Ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? Bütünüyle yabancı bir yüz görecektin! Ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın:
Yüzün sen değilsin!"

Milan Kundera / Ölümsüzlük