26 Ara 2008

BAĞLANMAYACAKSIN

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... can baba

21 Ara 2008

Sonra bir ses duyuyorum Tatlı, gür ve kahrediciDiyor ki bana:“Yitik bir ruh sanıyorsun kendini sen!Bir ruh sanıyorsun kendiniYanılıyorsun. Bir ruh değilsin gerçekteYitmiş de değilsin Bir hiçsin yalnızca Yoksun sen.
”Porphyre Eglantine ''

19 Ara 2008

Kimseye karıştım mı? Hiç karışmadım Bu ki bana tuhaf sayılmadı
Gözleyip sordum mu hiç? Hayır sormadım Bu ki bana yalan sayılmadı
Acımak işim miydi?
Zamana zamanla bakmak ne idi ki Baktım
Zaten insanı insanla ölçtüm ki Buruk bir tat mı duydum Ve duydum Her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi Sonuç ki zaten yoktu.

12 Ara 2008

düşler bahçesi / kapıya bırakılmış not - ist,,

İyi bir hamleydi.. diye düşündü belki adam ..
Belki dedi kadın ; belki korkmasaydın..
Neden korka bilirim dedi, adam neyim var ki?
Korkuların var dedi kadın ..




14 Kas 2008

hiçbir zaman dersiniz..

Hiçbir zaman dönmeyecektir..

Gittiği gece bir barda hikayeyi anlatırsınız..
Önce anlatması olanaklıymış gibi anlatırsınız. a
Sonra böyle bir şeyin olması olanaksızmış gibi yada
bunu sizin uydurmuş olmanız olanaklıymış gibi gülerek anlatırsınız.

bütün hikayeden sözcükler kalmıştır yalnızca.. neye yakalandığınızı söyleyen o
sözcükler:Ölüm hastalığı..

sonra vazgeçersiniz artık rahat bırakıp onu aramazsınız .. .. ne şehirde , ne gecede , nede gündüzde...

Böylece yine bu aşkı sizin için
Olabilecek tek şekliyle yaşaya bildiniz,
Başınıza gelmeden kaybederek..M. duras

30 Eki 2008

litany

Ve sen kesinlikle çam kokulu hava değilsin.
Çam kokulu hava olman mümkün değil.
Köprünün altındaki balık olman mümkün,
ama alacakaranlıkta peygamberçiçeği tarlası olmanın
yakınından bile geçemezsin.

Ve aynaya şöyle bir bakman gösterecektir ki
ne köşedeki çizmelersin ne de kayıkhanesinde uyuyan kayık.
Belki bilmek ilgini çeker,
dünyanın sayısız imgelerinden bahsediyorken,
benim çatıdaki yağmurun sesi olduğumu.

dar bir sokaktan aşağı sürüklenen akşam gazetesi,
ve mutfak masasının üzerindeki kestane sepeti.
Ben aynı zamanda ağaçlardaki ayım,
ve kör kadının çay fincanı.
Ama üzülme, ekmek ve bıçak değilim.
Ekmek ve bıçak hâlâ sensin.
Sen her zaman ekmek ve bıçak olacaksın,
tabii bir de kristal kadeh ve -her nasılsa- şarap. - billy collins -

27 Eki 2008

ölüm hastalığı / Duras

Birinin sizi sevebileceğini inanıp inanmadığınızı sorarsınız ona..
hiç bir durumda sevilemeyeceğinizi söyler..ölüm yüzünden mi diye sorar sınız..
Evet der,duygularınızdaki bu yavaşlık, bu durağanlık yüzünden,denizin siyah olduğunu söylemeniz yüzünden.

15 Eki 2008

Bir Ömür Yetmez

- neyi anlatıyor?
- aşkı.
- nasıl hep yanlış insana aşık olduğunu..
- ama istisnalar vardır değil mi?
- tersi ispatlanmadıkça

11 Eyl 2008

....

- Bakmamın bir sakıncası var mı?
- Hayır.
- Sıkılmış gibisiniz.
- Hayır, iyiyim.
- Ne yapıyorsunuz?
- Okuyorum.
- Bana bir içki ısmarlar mısınız?
- Elbette.
- Buraya sık gelir misiniz?
- Bazen, geçerken uğrarım.
- Neden okuyorsunuz?
- Benim işim bu.
-
İlginç,Birdenbire söyleyeceklerimi unuttum; bu bana çok sık olur.
Ne söylemek istediğimi bilirim. Neden söylemek istediğimi bilirim.
Ama konuşma zamanı geldiğinde, konuşamam.
-Nedeni yok, sadece konuşma olsun diye.
-Neden insanlar sürekli konuşmak zorunda?
Belki de bu kadar çok konuşmamalı,hayatı sessizce yaşamalıyız.
Ne kadar çok konuşursak, kelimeler de anlamlarını o kadar yitiriyor.
-Belki.Ama bu mümkün mü?
-Bilmiyorum.
-Bence konuşmadan yaşayamazdık.
-Ben konuşmadan yaşamak isterdim.
-Evet, güzel olurdu, değil mi?İnsanların birbirlerini
daha çok sevmeleri gibi.Ama maalesef mümkün değil.
-Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Onun da üstesinden gelinmeli.
-Aşkın, hayatın tek gerçeği olması gerekmiyor mu?
-Bunun için, aşkın hep aynı gerçeği işaret etmesi gerekir.
Bu güne kadar hiç aşık olduğu şeyin ne olduğunu bilen birine rastladın mı?Hayır. Yirmili yaşlarında bunu bilemezsin.
Yaptığın tek şey,keyfi seçimlerde bulunmaktır.
"Seviyorum" kelimesi çoğu zaman fütursuzca sarf edilir.
Neyi sevdiğinden emin olmak için ihtiyacın olan şey ise, olgunluktur.

Doğruyu aramak!İşte yaşamın gerçeği budur.
Ve aşk eğer gerçekse,
ancak o zaman bir çözüm olur.


VİVRE SA VİE

8 Eyl 2008

Hayalet Oğuz / Tezer Özlü ( seviyorm ben bu adamı hala oguz atay olmasada:)

O, özellikle yeni çıkan telif kitaplarını ilk günden edinirdi.
Ya yazar ona vermiş, ya da Oğuz satın almıştı bile.
Okuyayım, sana bırakırım, derdi.
Ya da en ilginç, en olmayacak satır ve sayfaları bulur, yüksek sesle bana okur, kitabın özünü bir iki dakikada ortaya koyuverir, arkasından bir de şakasını yaptıktan sonra, kitabı bırakır giderdi. Çoğunlukla da elinde bir İngilizce polisiye roman bulunurdu. Türkçeye çeviri ve derleme olarak yüze yakın kitap kazandırmıştı. Adını hiçbir zaman çevirmen, yazar, ozan, şunu yaptı, buna çalışıyor, bunu hazırlıyor... gibilerden kullanmadı. Yazın çalışmalarında tam bir fabrika işçisiydi. Sığınabileceği bir köşede çalışır, çalışması bitmeden kazanacağı parayı çekmiş, bitirmiş, sayfalarca çeviri bedeli de borçlu kalmış olurdu.
Yüzlerce film senaryosu yazdı Yeşilçam’a. Bunların tümünün adını bile bilmez, filmleri de görmemiştir. Parasını alınca da dar paçalı bir blucin, bir kazak, bir montgomeri ya da mevsime göre yeni bir gömlek satın alırdı.İyi bir yemek yer, ardından Kulis, Papirüs gibi barlara uğrar, barmenlere önceki içki borçlarını öder, yanındakilere içki ısmarlar,
oracıkta rastgeldiği bir iki dostuna Şu paramı saklayıver, sonra senden isterim, hepsini bitirmeyeyim, der, belki o gece Klüp 12’de bir şişe viski açtırır, geceyi bir bar kadınının yanında, kadına dokunmadan sızarak geçirir, ertesi gün bir Bafra sigarası alacak parası kalmadan, gene Taksim-Beyoğlu çevresinde yaşamına başlardı. ,

Kurbağa bacağı, mantar turşusu gibi garip yiyecekler severdi. Beyoğlu’na gelen ilginç filmleri de ilk gören o olurdu. Çok ender insanda rastlanan bir zekası vardı. Ölmeden beş gün önce Bulvar kahvesinde oturuyorduk. Oğuz: E.’ye uğradım. Sen benden daha önce gebereceksin, çok seviniyorum dedi, diye gülerek anlattı. Hepimiz gülüştük. İnsanın, kendi ölümü üzerine, ölmeden dört gün önce şaka yapabilmesi üstün bir zekanın bile işi değil. Ölmeden dört gün önce, insanın hastaneye tıraşlı bir yüzle gitmesi için, Cağaloğlu’nda para araştırması inanılır gerçek değil.

Oğuz’un çok güzel, neredeyse kitap adı gibi “Eğlentili Bir Gömme Töreni” oldu. Mezarına sahip çıkacak bir hısmı bulunamadı. Yanına kimse gömülmesin, mezar cemaatın olmasın diye, tapusu Sinematek Derneği adına çıktı. Oğuz’un çok güzel bir mezarı oldu. Üzerine açık leylek rengi kır çiçekleri diktik. Mezarlıklarda ekmek paralarını çıkaran çocuklar da bol su döktüler. Toprak canlandı. Güzel koktu. Çelenklerini üstüste yığdık. Çocuklar gene diri gonca gülleri suladı. Görevimiz bitmişti.Otuz kadar yakın dostu Krepen Pasajı’ndaki Neşe Meyhanesinde oturup, onun anısına yedik, rakı içtik, üstelik iştahla yedik. Akşamüstü aşuresi bile pişip geldi.Beyoğlu’ndan uzaklaşırken biraz sarhoş ama çok üzgündüm.
Oğuz yaşamının çeyrek yüzyılını elliye yakın dostunun evinde geçirdi. Oğuz aylarca da benimle kaldı.

Onun konukluğu bir kelebek gibiydi. İnsana kendini hiç belli etmemeye çalışır, hiçbir özel isteği olmaz, ince ve sevimli bir sesle konuşur, eve gelirken çiçekler ve pasta getirir, bana Alman eğitiminden geçtiğim için, Mutti, derdi.Yatma saati geldiğinde bir yere kıvrılıp uyuyuverir, sabah yanına erken saatte bile gelinse, hemen bir espri yapardı:-Ne o, sahura mı kalktın?Kimsenin görmesine olanak vermeden hemen giyiniverir, azalmış saçlarını özenle tarar, kolonya sürer, bir bardak çayını kendi koyup, Bafra sigarasına başlardı. :))

Yolları araç ve garip bir insan kalabalığının karşıdevrim gibi sardığı İstanbul’u “Katmandu”ya benzetiyor, son aylarında: “Artık gerçekten yaşamak istemiyorum, hiç tadı yok”, diyordu. Ama bunu söylerken soyut bir bunalımı dile getirmiyordu. Oğuz, bunalan bir insan değildi. Onun akıl ve mantığı bu tür gereksizlikleri çoktan aşmıştı. Hiçbir zaman,
Her anlamda olumsuzlaşan İstanbul’u artık istemiyordu ve ölümü de öylesine umursamıyordu ki... hani;


-Beyoğlu’nun tadı kalmadı, artık öteki dünyaya gidelim, der gibi. Ve ölmeden dört gece önce Degüstasyon’un kapısı önünde karşılaştığımız Ali Poyrazoğlu’nun yanağından makas alıyor,
-Tatlıhayat kurbanları gene nereye? diye takılıyordu. :((

7 Eyl 2008

Unutulan

"Ben tavan arasındayım!" diye bağırdı delikten aşağı doğru.
"Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara." Son sözlerimi duydu mu?
"Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim."
Bütün hayatım boyunca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi bana. Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık.
Ne düşünüyor acaba? Gülümsedi: Yine mi düşünüyor?
Yıllardır bu tozlu, örümcekli karanlığa çıkmamıştı. Işığı gören bazı böcekler kaçıştılar. Korku; fakat yararlı olacağını düşünmek kuvvetlendirdi onu.
Ona yardım etmek mi bu? Bilmiyorum, bazen karıştırıyorum; özellikle, başımda uğultular olduğu zamanlar. Onun gibi düşünmeyi bilmek isterdim.
Fakat orada kitap sandığına benzemeyen karanlık çıkıntılar vardı. Feneri bu garip yığına doğru tuttu. Korkuyla geri çekildi: Biri vardı orda, oturan biri. Feneri alıp bütün gücüyle deliğe kaçmak istedi, kımıldayamadı. Korkusuna rağmen fenerle birlikte, ona yaklaştı. Ne yapmışsa korkusuna rağmen yapmıştı hayatı boyunca. Yoksa çoktan kaybolup gitmişti. Feneri onun yüzüne tuttu: Aman Allahım! Eski sevgilisi yatıyordu yerde. Tozlanmış, örümcek bağlamış; tavan arasındaki her şey gibi. Kitap sandığına ve resim tahtalarına örümcek ağlarıyla tutturulmuş eski bir heykel gibi. Sağ kolu bir masanın kenarına dayalı; parmakları kalem tutar gibi aşağı ayrılmış, boşlukta. Dizleri titredi, dişleri birbirine çarptı, ayağının altından kayıp gitti döşeme; kayarken de ayağına çarpan resim masası devrildi. Kol yine boşlukta kaldı: Örümcek ağlarıyla tavana tutturulmuştu. Bu eliyle ne yapmak istedi:? Bir şeyler mi yazmaya çalıştı?
Ne yazık, hiçbir zaman bilemeyeceğim..
Sonra hatırladı: Bir gün tavan arasına çıkmıştı eski sevgilisi, şiddetli bir kavgadan sonra. Ayrıntıları bulmaya çalıştı: Belki de büyük bir tartışma olmamıştı. Biraz kavgalıydılar galiba. Gülümsedi Bu biraz sözüne kızardı. Onu tavan arasında bırakıp sokağa fırlamıştı. Öleceğini hissediyordu. Peki ama neden? Bilmiyuordu; duygunun şideeti kalmıştı aklında sadece. Sonra 'onu' görmüştü sokakta: Bütün mutsuzluğuna, kendini zayıf hissetmesine, ölmek istemesine rağmen 'onun' gözlerindeki ilgiyi, insanı alıp götüren başkalığı fark etmişti nedense. O gün eve yalnız dönmüştü tabii. Ne kadar daha çok gün eve yalnız döndüm onda sonra da.Deseydi. Titreyen dizlerinin üstüne çöktü, el fenerini tutu onun yüzüne: Gözleri açıktı, canlıydı. Bakamadı, başını karanlığa çevirdi. Sonra baktı yine; onu, ölüm kalım meselelerinde yalnız bırakmayan gücünden yararlandı yine. Hiç bozulmamış; geç kalmasaydım böyle olmazdı belki. Üzüldü. Fakat hiç değişmemiş; son gördüğüm gibi, gözleri bile açık. Yalnız, gözlerin bu canlılığında bir başkalık var: Her şeyi bildiği halde duygulanamayan bir ifade.
Görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkuturdu beni. İnanmazdım.
Öyle şeyler bulup söylerdi ki öldüğü halde.
Belki beni izliyor yine. Yerini değiştirdi. Benimle ilgili değilsin diyerek üzerdim onu. Hayır bakmıyor bana. Belki de düşünüyor.
Hayır, gerçekten ölmedi; çünkü ben yaşayamazdım ölseydi. Bunu biliyordu. Bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum ama sen bir yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim. Nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim..
(Çünkü'yü cümlenin başında söylemeliydim, şimdi kızacak. Evet, her an onun sözlerini düşünürek yaşadım, şimdi acaba ne der diye düşündüm.) Yalnız bu kadarı çürümüş. İyi. Şimdi onu nasıl inandırabilirm bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma? Onun unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme?Anlamaz, görünüşe kapılır, anlamaz. Başkasına rastladığım için, bu yeni ilişlkinin her şeyi unutturduğunu düşünür.Oysa her şeyi hatırlıyorum; tavan arasına çıktığı gün bu elbiseyi giydiğini bile. El fenerini ölünün üzerinde dolaştırdı: Örümcek ağlarının gerisinde sesli bir görünüşü var.
,Yalnız ağların arasından elimi, onun kalbine götürdüğüm yer biraz karanlık. Rüya gibi bir resim. Birlikte hiç resim çektirmemiştik. Bir sürü şey gibi bunu da yapamadık nedense; bir türlü olmadı. Bir koşuşma, durmadan bir şeylerle uğraşma... Neden koşuyorduk, acelemiz neydi? Tavan arasına çıktığı güne kadar, bir şeyin arkasından hep başka bir şey yaptık, hiç durmadık, hiç tekrarlamadık.
Aşağıdan, başka bir deliğin içinden ses duydu. "Bir şey mi söyledin canım?"
Elini telaşla kitap sandığına soktu.
"Hiç" diye karşılık verdi aceleyle. "Kendi kendime konuşuyordum."

Korkuyu Beklerken ...oğuz atay

23 Ağu 2008

Minareden at beni in aşağı tut beni

"Son bitmiş guaj resme bakıyorum. Başsız ve ayaksız, yerinden ve hafızasından uzak düşmüş bir gövdenin, iğreti kanatlarıyla uçmayı tam da beceremeyen hantal bir yaratıkla oynadığı çemberden atlama oyununa. Karanlık bir ormanda saklanmış iki yaratık, biri eksik, biri fazla, belki bir kadın ve bir erkek, kendilerini ve birbirlerini yoketmeden kavuşabilecekler mi? Nihayet, bu gizli köşede kendi eksikliklerinden ve fazlalıklarından duydukları utancı bir çoşkuya çevirebilirler mi? Bu oyunun resmedilişindeki imkansızlığın ardında, tutmanın ya da tutkunun tek umudu mu var? "Minareden at beni,in aşağı tut beni". Zemin dokusuna karışan yazı oyunun adını böyle koyuyor.
“Oyunun kuruluşundaki umudu, sondaki imkansızlıktan daha çok merak ediyorum. Çünkü son, sonradan geriye dönülerek anlamlanıyor, kesinleşiyor. Resimdeki oyunda ise bir beklenti var…
Bu resimde, o çocuksu kaybedip bulma oyununda, geleceğin dehşetini erteleyen kuvvetli bir “sen” çağrısını duyuyorum aynı zamanda. Yazının beklentisi de bu zaten. Çok mu geç?
Bir bakıma öyle, kaderin başkalığı beni de seni de terketmiş. Ama bu resimlerdeki başkalığı, örneğin bir başka resimde, bir kız çocuğunun sınır çizgisine kadar gidip gördüğü, görüp de de bize anlatamadığı bir başka dünyayı dile getirmek için geç olmayabilir. Yabancılığın payından duyulan umut gene.”
Ressam” kitabından

22 Ağu 2008

21 Ağu 2008

kedilerin yarı ak yarı kara aklında

Bir diyeceğim yoktu hüzünden yana
Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda
Yetmiyorum yeni insanlara yetişemiyordum
Kimin umurunda dedi, ama kendimi inandıramadım buna da
Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda
Uyandırılacak çocuklarım vardı uyuyorlardı uykularında
Çok mu yaşamıştım az mı ölmek hakkım mıydı yıl varken
akşamlara, Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım
Okşayacak bir şey ister ellerimiz kendi sıcaklığında ,Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda ,Ne iyi etmişim aldım düşündüm
kedilerin yarı ak yarı kara aklındaKedi işte kedi boğuyordu yavruyu engel görünce aşkında
Ağlanır kedi yavruların çocuksuz anaların arasında
Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım da (alıntı)

19 Ağu 2008

Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka..

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da , Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da,,ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıcaNeyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim.Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında
Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz ? Ne tuhaf biraz anlıyorum
Ya sonra ? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra
Gene mi, başladınız mı ? peki şimdi kim var sırada
Sakın haaaa!. biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza
Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ağzımızla..
Bir oyun başka olamaz oyundan gibi Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz şeyden gibi Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne gelir elimizden insan olmaktan başka....

Her özgürlüğün içinde bir tutsaklık vardır.

Nerden başlasam nasıl anlatsam.Belki de sözlerim boşluğunu kanatır. Bugün yeni bir gün açtım perdemi .Alnımda pencerenin buz gibi soğukluğu.. Kırdığım aynalarda kan rengi sorular. Birikmiş yalnızlığında sana öyküler sundum.Seç al birini nasılsa bir yazan var..Hepimiz bir başkasının öyküsünde tutsak..Yaşam bize sunulan tek kişilik bir oyun..Yarın kapı altından bırakılan mektup.. Seç al birini bak yerimize düşünüyorlar.Hepimiz bir başkasının yalanına ortak.İnancın savaşında biz tutsak kahraman....

16 Ağu 2008


konuşuyorsun duymuyorlar o zaman sus da rüzgarın sesini sendeki sessizliği körlerin bildiği her ağacın eğildiği her bilenin görmediği rüzgarın sesini dinle konuşma artık boşuna konuşma taşıdığın bu gölgeyi karart geleceklerin ve gideceklerin hesabını yap düğümlerini çöz zamanın nereye akacaksa akacak şimdi sus rüzgarı dinle konuşma artık konuşma sarıl şimdi yokluğuna bu gerçek insanlardan kaç çık bu şeffaf rüyadan konuşuyorsun duymuyorlar o zaman sus da aklına rüzgar dolsun....

14 Ağu 2008


Yıllar sonra, tüm hayatımı
o tren istasyonunda bekleyen
üzgün adamı mutlu etmek için
harcadığımı farkettiğimde,
bundan haberi bile olmamıştı.
Zaten ben de o trene hiç binmedim...

kahve çeşitleri~

Türk Kahvesi – Telvesi ile servis yapılan tek kahve çeşidi ..(lokumla daha güzel olurmuş;) Espresso - Makine ile hazırlanan, koyu kavrulmuş, İtalya'ya özgü bir kahve türüdürMırra - Şanlıurfa'ya özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahve
Cappuccino– Espresso ve su buharı ile ile köpük haline getirilmiş süt eklenen kahve.(köpük 2 santim kadar)
Americano – Espresso’nun sıcak su eklenerek yumuşatılmış şekli
Cafe au lait – Fransızların sütlü filtre kahvesi
Ethiopian Yirgacheff – Şarabımsı buruk tadı olan Etiyopya kahvesi
Latte – Espresso’ya az köpürtülmüş sütün eklendiği kahve (köpük 1 santim kadar)
Macchiato – Espresso’ya süt köpüğü eklenerek hazırlanan kahve
Mocha – Latte’ye çikolata tozu veya şeklenmesiyle yapılan kahve
Santos – Brezilya’da bir liman adıdır,kahve yetişmez.
Sumatran – Düşük asit dengesine sahip Endonezya kahvesi
Supremo – Kolombiya'da en kaliteli kahve kategorisine verilen ad'dır.
Viennese – Espresso’ya çikolata ve krema katılarak hazırlanan Viyana usulü kahve

13 Ağu 2008

Ay nerde doğsa oradaydık..Dallarda zerdali çiçekleri..Savrulup gider rüzgar esince...Bütün bir bahar böyle geçti...Anlardım aklından geçenleri...Sustukça konuştuk sanki...Sessizlik sensin geceleri...Fincana kahve koydum gel,,,Döndüm gecenin karasına ..Artık kimse kıramaz beni...O kül gibi deniz o sesiz kız.. Kayıp bir sandala binip gitti ..
sen Bunca yıl sonra.. nasılsın...

1 Ağu 2008

Aşkın derileri ve gerileri

Ölü değilim, öldürücü değilim, ölümlü bir gölgeyim ölümün ta kendisiyim. Kanlı değilim ve kılıcım kınında eskisi kadar atik ve bende emilecek kan yok, bitirilecek yol damarlarımda ışık dolaşıyor soluğumu kesme şansı yok, üzerine kapandığım ağızları kendi elimle çizebilirim artık geçmişi gölgeye teslim edebilirim.
Kaybeden istersem kazanan tarafım, duruma göre belki iki damla ağlarım. Oynatılsın iki bacaklılar arasındaki tüm eslerin ve cümlelerin geniş kazanında titreşen bağırsaklardan gelen kösnül bendeler banane ben yek o ışığı arıyorum. Suretini çoktan biliyorum durdurulmaz süratimle aranızdan geçiyorum.
_
Kunthar'ın yazısının bir kısmı

31 Tem 2008

Yerçekimi ve Tanrı'nın Lütfu adlı eserinden;

"Zaman, açıkçası yoktur (sınır olarak şimdinin dışında) ve buna rağmen biz zamana tabiyiz. Bu bizim durumumuzdur. Varolmayan şeye tabiyiz. İster edilgen olarak acı çekilen -fiziksel acı, bekleyiş, pişmanlık, vicdan azabı, korku gibi- zaman olsun, ister çekip çevrilen -düzen, yöntem, zorunluluk gibi- zaman olsun, her iki durumda da tabi olduğumuz şey var değildir. Ama itaatimiz vardır. Biz, gerçekdışı zincirlerle gerçekten bağlanmışız. Gerçekdışı olan zaman, her şeyi ve bizi gerçekdışılıkla örter."
"Olmak ve sahip olmak. -İnsanın varlığı yoktur, yalnızca sahip olduğu vardır. İnsanın varlığı perdenin arkasında, doğaüstünün olduğu taraftadır. Kendisi hakkında bilebileceği şey, yalnızca koşulların ona verdiği şeydir. Ben benim için gizlidir (ve başkası için de); ben Tanrı tarafındadır, Tanrı'dadır, Tanrı'dır. Gururlu olmak, Tanrı olduğunu unutmaktır... Perde, insanın sefaletidir Simone Weil....

29 Tem 2008

Yorgun gördüm seni; gözlerin yaşla dolmuş, üzüldüm.Çünkü ben bir hüzündüm.Sacların epeyce dağılmış dudakların duvara carpmıs çözüldüm.Çünkü ben senin sözündüm.Aşka secilmişti tüm vakitler. secildin.Cünkü sen bir cicektin.Alıp basımı gidiyorum; yeşil başlı kumsallara.. güneştin.. çünkü bedenimdeki ateştin.Yavaşca bırak kendini kollarıma; korkma sakın incitmem seni. güzel şeyler var kalbimin konağında; ağlamayalım artık şu fani dünyaya...

26 Tem 2008

:) güzel bir filmiş evitt ..


“şu köşedeki masa onundur başkası oturmuyorsa gider oturur şaraptan başka bir şey içmez bazen şarapla birayı karıştırır doğrusu sarhoşken hiç görmedim” doğruya doğru, içki içmeyi bilen bir şairden bahsediyoruzdur. edip cansever :)

24 Tem 2008

KİMİ SORARSIN aslından hayalsin, kendi bağından uzak,
dertlerden azadesin madem, kimi sorarsın? gelmeyecektir. kunthar

19 Tem 2008

İç (Ezoterik) simya

iç simyada, inisiyatik bir eğitimin sonunda elde edilen spiritüel “aydınlanma”yı ifade eder. İç simyada inisiyasyonlardaki küçük misterlere ve büyük misterlere vakıf olma “küçük eser” ve “büyük eser” diye adlandırılmıştır. “Büyük eser”i gerçekleştiren kişinin “büyük sanat”ın sonunda “felsefe taşı”nı elde etmiş, “ölümsüzlük içkisi”ni içmiş olması, inisiyatik süreç sonunda aydınlanmış olmasını simgelerdi. “İlk madde”yi (materia prima) elde etmek ise, tüm madenlerin türediği madde cevherini elde etmek değil, ruhsal varlığın ilk halini, yani maddi dünyada doğmadan önceki saf hali, saf şuur halini elde etmek anlamına geliyordu. Metalin altına dönüşmesi sembolizminde simgelenen bir anlam da ‘aura’nın arınması, altın parlaklığını gösterecek bir saflığa ulaşmasıdır. Hermes-Thot’a dayanan ezoterik sembollerin, o sembolleri anlayabilecek inisiyatik eğitimden geçmemiş olanların eline geçmesi dış simyayı doğurmuştur. Bu bakımdan kimi yazarlar dış simyayı okültizm kapsamında, iç simyayı ezoterizm kapsamında ele alırlar.

5 Tem 2008

"Serbest Vezin Sembolik Şizofreni",


Adsız Aşk - II
Geri döner mi aşk bilemem, acıya vurur yelkovan kendime gelemem. Belki gün olur ağlamam artık; güneş ısıtır içimi, neşeli haberlerle gelir yanıma. Belki hiç uğramadığım bir limana, son gözyaşımı bırakırım; kalbimdeki son aşk adına. Geri döner mi aşk bilemem; acıya vurur yelkovan kendime gelemem. Geceyi makaslarım; bir tek kere de olsa... Rahat uyuyayım diye uzanırım toprağa. Dolunayı yorgan yapıp, o son uykuya dalarım derin bir iç çekişle. Belki gün gelir adımı anarsın; başka bir zaman ya da başka bir hayatta... Geri döner mi aşk bilemem; acıya vurur yelkovan kendime gelemem...

25 Haz 2008

packard 'a

3 kitap hasır iple baglanmış geçmişten yollanmış gibi sarı ..
bu tarafta uzun süre saklanacağına emin olabilirsin..
için rahat olsun ..
ve bir not...
biri belliki sevdiği kitaplarıyla vedalaşmış
bana iletmeleri için selam göndermiş :)
benden de selamlar o adada ki dosta ..
güzel kartları ve güzel kitapları için .. Knulp ondan başlamamı istedi hiç kırmadan pikii dedim :) digerlerini masamın üstüne bırakıp, teşekkür etmek istedim sana ..
teşekkür ederim kitaplar için :) kartlar için... herşey için ..

Ağaca Tüneyen Baron / calvino - son

gözlerimyakıştıramadım sanırım barona,,
bitmesinden de hoşnut değildim kitabın.. ama bu gün gelecek olanlarada yer açmak gerekliydi.
viola yı sevmedim kitabın başında da söylediğim doldu kitabın son sayfasında
zayıflığı gibi hiç gözüm tutmamıştı zaten,,
üzdü o çok ..

cosimo
ağaçlarda yaşadı...
yer yüzüne inmedi ...
hiç insanlara benzemedi ..
birine aşık oldu ..
hep iyi biri olarak yaşadı ...
okumayı çok sevdi.....

özgürlügünü kaybetmedi
kimseye boyun eymedi...

gökyüzüne yükseldi,

kuş oldu
uçtu ve gittii ,
aklımda kalan ...
'Onun gerçeği başka bir düzene bağlıydı, sözcüklerle değil, sadece onun yaşadığı gibi yaşamakla anlatılabilirdi. Ölünceye kadar yaptığı gibi, acımasızca kendine sadık kalarak ve değişmeyerek bütün insanlara bir ders verebilirdi.'

20 Haz 2008

Olağan Mucizeler -

o gidiyor sen kaybediyorsun... o kalıyor sen yine kaybediyorsun,, Hayat insanı hafızanın bir adasından diğerine akıp duruyor...
bütün OYUNLARIMIZ içinde sadece aşk oYUNU ruhumuza huzursuzluk verir,,,
hayatın içinde ölüm olduğunu henüz bilmediğimiz bir zamann..
Ölüm Bütün OYUnların içine sızı verir..
......
Hayat dolambaçlı nice yol açıyor insanların önüne. Bir süre o yollardan birinde ilerliyorsun..Yanında yürüyen biri oluyor sonra..
Yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor,Ayaklarının yere bastığını bile unutuyorsun,
Bazen duruveriyorsun oracıkta, bir bakıyorsun ki yol hala kayıyor ayaklarının altında
o zaman anlıyorsun.. bir yerlere varmak için yolda değilsindir..yolda olduğun için yoldasındır,ne yalnız ne 2 kişi ...hiç bir şey değişmez yolda olmanın kendisi
asildir,, Bence sen sihrini kaybetmişsin ,,,,

17 Haz 2008

gizli yüz

fotoğrafçı: rüyamın geri kalanını anlat bana... bir kere olsun uykudan huzurla uyanayım...
kadın: rüyalar tamamlanmaz ki hiç. hikâyeler tamamlanır.
(...) bazen bunu o kadar çok isterdim ki, senin bakışın benim bakışım olurdu. kederlilerin bulunduğu bir şehirde beni arıyordur diye düşünürdüm. ben de o şehirde olurdum., şimdi gazete kesiklerindeki yüzlere bakıyordur derdim.
o yüzlerin her biri benim yüzüm olurdu.
seni bazen öyle bir düşünürdüm ki, baktığın bütün dünya ben olurdum.
o zaman anlardım artık, beni değil, dünyayı istediğini.
(...) yanılmıyorum ben canım, değilim ben o aradığın yüz belkide . bazen getirdiğin fotoğraflara bakarken bakışını yüzümde hisseder, bir başkası, bambaşka biri olabilir miydim acaba diye düşünürdüm. o zaman birbirimize baktığımızda dünyayı değil, birbirimizi görürdük... kendimizi... dünyayı aramazdık...

1 Haz 2008

toprak& ölüm

ona bakıyorum...
bir aynadan.
camdan ya da bir kuleden
düşerek
ve kapatarak gözlerimi
ona bakıyorum...
----
Bir şey söylememin amacı yok öğrenmen gerek bunu, bazen bir şeyi kaybedersin bir günü mesela. Bir yılı. Bir takvimi. Bir seçeneği. Birkaç kişiyi. Kendini bir benzerini…
*bunu hatırla...
--
kayıp olduruhundaki ayrık otlar...çarşaflara dolaşırken sözler.bileklerin çıplak mıydı?dudağının gümüşü kırılıyor.sus daha çok...sus...
....................................................................................hangi boylamda kayboldum
hangi doğruda
sahra ve serap yadırgadı beni
şimdi aşk şarkıları öğreniyorum
keşişlerden, düş ve gerçek
elbet çatlayan dudaklarda birikecekti tuz
ve kurutacaktı aykırı tohumları su
anlam sıyrıldı bir kere
çöle alışan içemezdi kevseri
kimler için değiştirdin çehreni
kopup gel ve irkil
tamamla belleğimi
bilirim, göçler zamansız gelir
ve rüzgâr
eksilte eksilte ilerler yüzleri
herkes gitti
ve her şey kendine döndü
terk edilenler
bırakıldıkları yerlerde değildiler
gözlerin
gözlerim değildi besbelli.
*aziz varlığına...
enkoyu dan
teşekkürler

aldım belkide çaldım...

31 May 2008


neden böyle biliyor musunaçılacak yeni bir kapı yok
sabahı daha görkemli yapacak yeni sözler de
başka bir ırmak yok içinden akılacak
birbirine bakan aynı anlamlar değişen yüzlerde

neden böyle biliyor musun
uzakta gürültülü ikaz kornası şimdidesiniz bu sizsiniz sesiniz diyorum sesiniz
ışığını kaybetmiş pervaneler
bir skor daha bir neden daha şimdi çok cılız bu sesiniz
biri daha aynı filmi başka perdede oynasa sesiniz diyorum sesiniz şimdi kimsiniz
neden böyle biliyor musun
köpeklerden daha çok değil yaşama isteminiz vermedikleriniz aldıklarınızdan çok
beğenmedikleriniz yüzünüzdeki korku filminden
yıkanıyor kendi pisliğinde heceli esleriniz
parçalayıp aradığınız o yolun puslu izleri
bütüne tamlanmayan çeyrek usları kanıların sanrılarında salınan kevaşe tanrısı

neden böyle biliyor musun geldiğini görmüyorsun
salıncakta en yukarı gidilmez kırmak için bu döngüden çıkılmaz
şimdi sen varsın sonra sen varsın bitince sen varsın başlarken sen vardın
olduğun kadarsın anca bu kadarsın kendini kestiğin bir bıçaksın
yitik sözüne bulaşan kansın


neden böyle biliyor musun kaç noktadan geçiyor bilgi ağacının kolları
kaç noktadan geliyor duyguların şahbazı kaç, noktanı kaybedersen
buralarda durma sandığından medet umma
şahını bul ve kes durma

neden böyle biliyor musun
kirli sularda yüzerek başla kendini bir çarmıha ger ve durmadan taşla
nedenleri sendeydi yaşamak bir ilmek boynunda
son düğümü sen bağla
hatırla..


neden böyle biliyor musun
gözleri uzağa bakan o masum delinin aradığı neydi anla
geliyorlar ellerinde acımasız taşlarla
duygulanmak yok, ölü evinde ağıt yok birikiyor sahte yaşlar yalancı çanaklarda

neden böyle biliyor musun
o kapı orada değil artık
çünkü o kapı yok yeni değil bu eskitilmiş bel çukurları
bu hayvanın aklı yok yeni değil artık sözler
yeni bir ölüm yok duramazsın ve artık susamazsın
dünya geçecek üzerinden mani olamazsın..
kunthar,,
(Alıntı veya çalıntı)

24 May 2008


gurbete kaçacağım o lâcivert ülkeye o üzünç denizine
uzayan iskeleye ansızın sormaksızın neler kalır geriye
gurbete kaçacağım o kimsesiz ülkeye o geri dönülmeze
bağlanan ilk köprüye umarsız durmaksızın
acılar tüketmeye gurbete kaçacağım
o duvaksız tepeye o yolunda gözyaşı
çeşmesi kuru köye kopup yalnızlığımdan
kopup sonsuzluğumdan gurbete kaçacağım gurbete tükenmeye
Yaşar MİRAÇ

20 May 2008

evim :)


ve polo: “biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. iki yolu var acı çekmemenin: birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. ikinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek

12 May 2008

"Eğer zaman tükenecekse, anı anına anlatılabilir bu -diye düşünüyor Palomar- ve her an, anlatılınca, öylesine genleşiyor ki, sonu görülmez oluyor." Yaşamının her anını anlatmaya koyulmaya ve hepsini anlatmadıkça da ölü olmayı düşünmemeye karar veriyor. O anda, ölüyor. I, C,

7 May 2008

siyah

Yıllar önce ‘’her …………….. arkasında mutlak bir soru kalır ‘’ demişti çok eski bir arkadaşım…
~

‘’ mutlak olanı arıyorsun değimli…’’ dedim

kırık bir sesle ‘’…mutlak aşkı, mutlak doğruyu ve gerçeği, mutlak varlığı ve yokluğu
Mutlak düşünceyi ve evreni ve insanı ve ışığı ve rengi, mutlak
hayatı
Ve ölümü..’’
derin bir iç geçirdi. ‘’ evet ama mutlak olan hiçbir şey yok.... aslında dedi’’
Gözlerini boğazdan ayırmadan ‘’ biliyor musun …’’ dedi …her ressam siyahın
Bir renk olmadığını söyler beyazında..’’
ne anlamsız hıı...
yeni bir oyun bu dedim ,,aynalar ve onları çıkarrtttıkk,,
ahşap masa ahşap tabure ve ben... iyi bir üçlü olmuştuk..'' naber dedim masaya '' mutlu musun şimdi...
ordan bir ses ince belli bardakta olsun çayım e yanımda cigaram.. gazeteyide kap gel şöle denize nazır ...
~~
sen karanlığın içine ne kadar baka bilirsen karanlıkta senin içine okadar bakabilir .

27 Nis 2008



Sonra başka bir şey geldi usuma o ara. Burası,göçmüşlerin bahçesi değildi, göçecek kedilerin çekilip gözden ırak ölmeğe bıraktıkları yeriydi herhalde bu kentin; Göçmüş Kediler Bahçesiydi bu.Göz göze geldik gene. Usumdan geçenleri bilirmiş gibi, biraz alaycıbir gülümsemeyle, başını "evet" dercesine sallıyordu. o hâlâ düşünüyordu.
Kendi oyunumu oynamağabaşladım.
Uğultu dindiğinde onun sesini işittim. "Mat" diyordu,,
-- sen öle san :D

24 Nis 2008

Tezer Özlü-Yaşamın Ucuna Yolculuk

Yaşam özlemini doyuracak bir olgu mümkün mü. (sayfa 13-14)
Her anı ölüdür. (sayfa 26)

Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin "medeni durum" dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak, ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzene (ayak uydurmak) o denli kolay ki...

Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.
Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum. (sayfa. 75-76)
İnsan çoğu kez her şeyin son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil bir insan ömrü.

( 13,0,2002 bide not düşmüşsün kitaba ''arkadaşlığımızın ömürboyu sürmesi dileğiyle :)) bay sanatcı 3 gün bile sürmedi..ama yinede her zaman Dostluklar volki ,, :)

18 Nis 2008


ve sana vede sana



sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: örneğin evi yakabilirsin. yangın, mahalleye yayılmadan kaçmayı başarabilirsek, sana o istediğin aynayı alacağım..
sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: örneğin içip içip dağıtabilirsin. ama kustuğun küvette kusmuğunla yıkanmam için ısrar etmeyeceksin.
sana söz veriyorum;sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: canının çektiği yemeği de pişirebilirsin bana. yalvarırım, baharat olarak kedilerimi kullanma!
sana söz veriyorm herşey çok farklı olacak: dilediğin kadar bağırarak şarkı da söylebilirsin. bütün apartmanı silah zoruyla koroya almamak şartıyla.
sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: canının çektiği yemeği de pişirebilirsin bana. yalvarırım, baharat olarak kedilerimi kullanma
sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: beni hecelerime ayıracaksın.
sana söz veriyorum bu gece ; beni yine kandıra bilirsin ; Ben anlamamış gibi yapıcam,,-
"heey! görüşme bitti!bir geceliğine sevgilim benim yerime delirebilir mi?!" K,iskender

12 Nis 2008

Artık saymıyorum yıllarıbana değip geçen hayatları
Zaten pek de sevmem insanları Ama kimi dostlar var sevdiğim sokak köpekleri kedileri beslediğimn Bazı güzel anılar biriktirdiğim

9 Nis 2008

. . .


Özgürlük kuralsızlık değildir; o, muazzam bir disiplindir.


Gerçeklik, sahiciliktir; gerçek olmak, sahte olmamak, maske kullanmamak.— Gerçek yüzün her neyse, ne pahasına olursa olsun, onu göster
.

Gerçek insanın ideali yoktur. Andan ana yaşar; anda nasıl hissediyorsa öyle yaşar. Ben insanların böyle olmalarını istiyorum; gerçek, sahici, içten, kendi ruhlarına saygılı.

''ne olacagin hakkinda bir fikrin olmadan dünyada yasa. bir kazanan mi yoksa kaybeden mi olmanin hiçbir önemi yok. ölüm her seyi senden alir. kazanman ya da kaybetmen maddesel bir sey degildir. önemli olan tek sey oyunu nasil oynadigindir. hosuna gitti mi? oyunun kendisi? o zaman her an bir cosku anidir.''
OshO

3 Nis 2008

:)))))

-"İyi akşamlar efendim, biz Yalnızlık Gazetesi'nden arıyoruz, bir sorumuz olacaktı, cevaplayabilir misiniz?!"
-"Şu an meşgulüm, bileklerimi kesiyordum, daha sonra belki.."

-"İyi akşamlar efendim, biz sizi Aydınları Koruma Cemiyeti'nden arıyoruz, bir panel için acaba.."
-"Şu an boşluktayım, fikir birliğine girdikten sonra belki.."

-"İyi akşamlar efendim, biz sizi Yurtta Sulh Partisi'nden arıyoruz, "emperyalizme hayır" imza kampanyası için sizin de adınızı.."
-"Şu an adımı değiştirmek için mahkemeye başvurdum, adalet yerini bulduktan sonra belki.."

-"İyi akşamlar efendim, ben Zırtpırt FM'den arıyorum, şaka yapmak istediğiniz bir tanıdığınız varsa eğer.."
-"Şu an kimseyi tanımıyorum, birileriyle tanışır tanışmaz belki.."


-"İyi akşamlar efendim, yayımlanan son kitabınız hakkında birkaç eleştirim olacaktı, acaba siz neden.."
-"Şu an çatladım, su sızdırıyorum, telafisi mümkünse telafi edip size dönerim.."

-"İyi akşamlar, beni terkettiğin günden beri mutlu musun, bunu öğrenmek için aramışt.."
-"Şu an yeryüzündeyim, gökyüzüne gittim mi, ben sana bol melekli bir mektup yazar, herşeyi tek tek açıklarım.."

küçük iskender :))

16 Mar 2008

Seninle devrelerin sessizliğinde konuşuyorum. Seslerimiz, tel üzerinde karşılaşmayı sonunda başarırsa, hiçbir özelliği olmayan ve anlamca eksik sözler söyleyeceğimizi iyi biliyorum; ne söyleyecek bir şeyim olduğu için ne de senin bana söyleyecek bir şeyin olduğunu düşündüğüm için arıyorum seni. Birbirimize telefon ediyoruz, çünkü yalnızca bakır kablolar, karmakarışık röleler aracılığıyla birbirimizi uzaklarda el yordamıyla ararken, tıkanık seçicilerin bağlantı noktaları hızla dönerken, sessizliği yoklayıp bir yankı beklerken ayrılığın ilk çağrısı
ölümsüzleşiyor, tıpkı bir erkekle bir kadının ayakları altında kıtaların ilk çatlağının açıldığı anda atılan çığlık gibi; okyanus uçurumları oluştuğunda, ansızın biri bir yana, öbürü öte yana savrulunca, bu çığlıkla, onları bir arada tutacak bir ses köprüsü kurmak istemişlerdi, ama sesler gittikçe zayıflamış, sonunda da dalgaların gümbürtüsü altında sönüp gitmişti.

9 Mar 2008

Yıllar sonra, tüm hayatımı o tren istasyonunda tanıştığım üzgün adamı mutlu etmek için harcadığımı farkettiğimde, bundan haberi bile olmamıştı. Zaten ben de o trene hiç binemedim...

7 Mar 2008


sen kendine varan yolda yürürsün ve yedi şeytanından geçer yolun senin. yadsıyıcı olmalısın kendine karşı, ve ugursuz, ve alçak. kendi ateşinle yakmadan kendini, nasıl yeni olabilirsin ki..."

25 Şub 2008

(Bir insan yaşanmamışlığı bulunca Onu artık hiç kimse anlatamazKalır sonsuz gücünün buyruğundaVe bütün kesinliklerin üstünde, yalnız Dolaşır bir ateş böceği gibi kendi aydınlığında)
~ ~ ~ ~ ~ ~ ~
'umutsuzluğun olduğu yerde umut vardır'
(bilge karasu,haluk'a mektuplar)
( Beti ~ pisi mektubu)

20 Şub 2008

pisican

o roman baştan sona kadar bakımsızdı” ya da“hatırlıyorum bir arkadaşım vardı benim...öldü...önce gözleri boğulmuştu, elleri kupkuru dudakları
en sonra dediler ki, içkiden öldü, yalan!
sevgisizlikti onu aramızdan çekip çıkaran”e.c.

oyun & kedi

baygındım/ölüydüm/yüzüyordummorbirsuda/gözümkapalıydı/konuşmuyordum/oyunbitmez
kidiyordum/vezireçıkıyordum/vezirleribenimdiyeşillerin/almıştım
/alıyordumartık/karşıkarşıyagelmiştik/oyunbitmezkibitmezki
bitmezki ,,,b.K
--
"Bütün karanlığı versem size giden geceyi durduramazsınızIşır odamızın havası kaçar çeşmelerinizden durduramazsınızBen denize bakarım sandalca uzaktanSiz yüzersiniz bir kuş uçar bir gemi geçer durduramazsınız"o.r.

19 Şub 2008

.

- ateşin varmı?
-sigara içmezmisin...
-allah bilirr rakıda içmezsin,
-konuşmasınıda bilmezsin diymi,sen kuşlarıda sevmezsin,
-çicekleridesöle öyle değilmi,,
-canın cekmezmi meşk etmeyi
-parayı severmisin parayı onudamı,
-kadınlardan nefret ediyorsun ee sanada bu yakışır.............
-at kendini denize ne duruyorsun boşuna bu dünya de be,,
-benim yarı yaşım kadar bile yoksun,,
-güzelmişsinde
-derdinmi çok bendendemi çok - at kendini denize seni o paklar'
*****hıı
' 'MADEM ATEŞİN VAR NE DURUYORSUN KARANLIKTA''****
hey biree karaca ahmet kara mezarlık sana gelmiyorum işte varmı bir dicen Yorgonun meyhanesine gidiyorm,dahaa çok beklersin çokkk,,

....

eski caz cinayetinden beri suçsuz tutsağım kaç şüpheye ikram edilerek üzüldüm üzüldüm mü ay erir de akardı dünyaya tutunup, karnı doyan cin artık çocuklara masal olurdu. karnı doyan cin artık çocuklara engel olurdu. bir postacı gibi gelirdi gece boş bulunup kötü haberler yazardı mektuplarda imzasız, ürkütücü fazlaca bizden ve fazlaca esaretten sözeden keşfettiği toprak kendisinden daha fazla ilgi çeken fakir bir kaşiftim o dönmedolap kentinde: ilk cin, içi hava dolu ağır vücutlar yükselirken içi sonbahar dolu bir sevgili gibikarama vururdu! yüzümü bir kez sır verdiğim ayna ah ayna yüzümü alıp nehre kaçardı, nehir aynada kururdu! yalandı küçük çocukları kandırıp benim yediğim eğer yüzüyorsam yalnızca derilerini üşüyeceklerse bir vedada iyi üşüsünler diyedir! iskendr


"bütün kiralık katillerin, kurbanlarından, diğer bütün kiralık katillerden ve hatta onu kiralayanlardan daha zeki olması gerektiğine inanırım... bu yüzden kurbanlarımdan, diğer bütün kiralık katillerden ve hatta beni kiralayanlardan hep daha zekiyim... bu yüzden hep hayatta kalırım. adımın önemi yok. ben bir kiralık katilim."(u.ö.)

Hiçligin ve Mülkiyetsizligin Öyküleri* Siyah*


ben bu hikayeleri, yoksullugun ve umutsuzlugun hayatima yalin kiliç daldigi günlerde yazdim...her sey ile hiçbir sey arasindaki farksizligi anladigim, kendime sigindigim, aya bakmaktan korktugum, zamani unuttugum, saçlarima dügümler atip dilimde kor demirler söndürdügüm günlerde...bu hikayeleri yazdigim günlerde kedim disi bir kedi bulabilecegini, kusum kafesini açik unuttugumu, sevgilim bu kitapta hiç ask hikayesi yazmadigimi sandigi için beni terk etti...oysa kedim kisirlastirildigini, kusum zaten hiç kafesi olmadigini, sevgilimse askin sadece yasanabilecigini bilmiyordu...senin iz sürmeyi sevdigini düsünüyorum, bu yüzden bütün bir kitabin içine gizledigim son hikayeyi bulabilmen için sana her hikayede küçük bir ipucu biraktim. simdi yildizsiz, haritasiz, pusulasiz ve rotasizsin...gizli hikayeyi, öbür hikayelerdeki ipuçlarini birlestirerek yakaladiginda, bunu sakin kimseye söyleme...bu, seninle aramizda küçük sir bir sir olarak kalsin. (u.ö.) (çalıntı)birinci hikaye ile 2ci hikayeyi birleştirdim 3 odaya çıktı kapının altından atılmış notu buldum..kitaplıkdaki eksik kitabı aynadaki yansımayla birleştirdim..bir yere cıktı burası çok kalabalıklaştı kim neyi arıyor karıştı..

15 Şub 2008




  • Dış ses (Pavese): Yalnız sağlıklı insan aklıyla yaşasaydı değmezdi yaşamaya, can sıkıcı olurdu. Tam aksine, güzel olan, dünyanın gökyüzü altında bir deliler topluluğunu andırması."


  • "Gizlice en çok korkulan şey gerçekleşir hep sonunda...Bütüngerekli olan biraz cesaret...Sözler değil.Eylem.Artık..............."

olric

tutunamayanlar
"senin ne işin vardı onlar arasında..
hiç bir işim yoktu..
bu yüzden sevmezlerdi seni işte..
bu yüzden aldırmadılar sana..
söylesene senin ne işin vardı onlar arasında."

13 Şub 2008

...

Yaşamda biɾ an geliyoɾ, tanıdığın insanlaɾ aɾasında ölüleɾ canlılaɾdan çok oluyoɾ. Ve beyin başka yüz hatlaɾını, başka ifadeleɾi kabul etmeye yanaşmıyoɾ: Rastladığı bütün yeni yüzleɾe eski izleɾin damgasını vuɾup, heɾ biɾine en uygun maskeyi buluyoɾ. / i.c.