16 Mar 2008

Seninle devrelerin sessizliğinde konuşuyorum. Seslerimiz, tel üzerinde karşılaşmayı sonunda başarırsa, hiçbir özelliği olmayan ve anlamca eksik sözler söyleyeceğimizi iyi biliyorum; ne söyleyecek bir şeyim olduğu için ne de senin bana söyleyecek bir şeyin olduğunu düşündüğüm için arıyorum seni. Birbirimize telefon ediyoruz, çünkü yalnızca bakır kablolar, karmakarışık röleler aracılığıyla birbirimizi uzaklarda el yordamıyla ararken, tıkanık seçicilerin bağlantı noktaları hızla dönerken, sessizliği yoklayıp bir yankı beklerken ayrılığın ilk çağrısı
ölümsüzleşiyor, tıpkı bir erkekle bir kadının ayakları altında kıtaların ilk çatlağının açıldığı anda atılan çığlık gibi; okyanus uçurumları oluştuğunda, ansızın biri bir yana, öbürü öte yana savrulunca, bu çığlıkla, onları bir arada tutacak bir ses köprüsü kurmak istemişlerdi, ama sesler gittikçe zayıflamış, sonunda da dalgaların gümbürtüsü altında sönüp gitmişti.

9 Mar 2008

Yıllar sonra, tüm hayatımı o tren istasyonunda tanıştığım üzgün adamı mutlu etmek için harcadığımı farkettiğimde, bundan haberi bile olmamıştı. Zaten ben de o trene hiç binemedim...

7 Mar 2008


sen kendine varan yolda yürürsün ve yedi şeytanından geçer yolun senin. yadsıyıcı olmalısın kendine karşı, ve ugursuz, ve alçak. kendi ateşinle yakmadan kendini, nasıl yeni olabilirsin ki..."