31 Tem 2008

Yerçekimi ve Tanrı'nın Lütfu adlı eserinden;

"Zaman, açıkçası yoktur (sınır olarak şimdinin dışında) ve buna rağmen biz zamana tabiyiz. Bu bizim durumumuzdur. Varolmayan şeye tabiyiz. İster edilgen olarak acı çekilen -fiziksel acı, bekleyiş, pişmanlık, vicdan azabı, korku gibi- zaman olsun, ister çekip çevrilen -düzen, yöntem, zorunluluk gibi- zaman olsun, her iki durumda da tabi olduğumuz şey var değildir. Ama itaatimiz vardır. Biz, gerçekdışı zincirlerle gerçekten bağlanmışız. Gerçekdışı olan zaman, her şeyi ve bizi gerçekdışılıkla örter."
"Olmak ve sahip olmak. -İnsanın varlığı yoktur, yalnızca sahip olduğu vardır. İnsanın varlığı perdenin arkasında, doğaüstünün olduğu taraftadır. Kendisi hakkında bilebileceği şey, yalnızca koşulların ona verdiği şeydir. Ben benim için gizlidir (ve başkası için de); ben Tanrı tarafındadır, Tanrı'dadır, Tanrı'dır. Gururlu olmak, Tanrı olduğunu unutmaktır... Perde, insanın sefaletidir Simone Weil....

29 Tem 2008

Yorgun gördüm seni; gözlerin yaşla dolmuş, üzüldüm.Çünkü ben bir hüzündüm.Sacların epeyce dağılmış dudakların duvara carpmıs çözüldüm.Çünkü ben senin sözündüm.Aşka secilmişti tüm vakitler. secildin.Cünkü sen bir cicektin.Alıp basımı gidiyorum; yeşil başlı kumsallara.. güneştin.. çünkü bedenimdeki ateştin.Yavaşca bırak kendini kollarıma; korkma sakın incitmem seni. güzel şeyler var kalbimin konağında; ağlamayalım artık şu fani dünyaya...

26 Tem 2008

:) güzel bir filmiş evitt ..


“şu köşedeki masa onundur başkası oturmuyorsa gider oturur şaraptan başka bir şey içmez bazen şarapla birayı karıştırır doğrusu sarhoşken hiç görmedim” doğruya doğru, içki içmeyi bilen bir şairden bahsediyoruzdur. edip cansever :)

24 Tem 2008

KİMİ SORARSIN aslından hayalsin, kendi bağından uzak,
dertlerden azadesin madem, kimi sorarsın? gelmeyecektir. kunthar

19 Tem 2008

İç (Ezoterik) simya

iç simyada, inisiyatik bir eğitimin sonunda elde edilen spiritüel “aydınlanma”yı ifade eder. İç simyada inisiyasyonlardaki küçük misterlere ve büyük misterlere vakıf olma “küçük eser” ve “büyük eser” diye adlandırılmıştır. “Büyük eser”i gerçekleştiren kişinin “büyük sanat”ın sonunda “felsefe taşı”nı elde etmiş, “ölümsüzlük içkisi”ni içmiş olması, inisiyatik süreç sonunda aydınlanmış olmasını simgelerdi. “İlk madde”yi (materia prima) elde etmek ise, tüm madenlerin türediği madde cevherini elde etmek değil, ruhsal varlığın ilk halini, yani maddi dünyada doğmadan önceki saf hali, saf şuur halini elde etmek anlamına geliyordu. Metalin altına dönüşmesi sembolizminde simgelenen bir anlam da ‘aura’nın arınması, altın parlaklığını gösterecek bir saflığa ulaşmasıdır. Hermes-Thot’a dayanan ezoterik sembollerin, o sembolleri anlayabilecek inisiyatik eğitimden geçmemiş olanların eline geçmesi dış simyayı doğurmuştur. Bu bakımdan kimi yazarlar dış simyayı okültizm kapsamında, iç simyayı ezoterizm kapsamında ele alırlar.

5 Tem 2008

"Serbest Vezin Sembolik Şizofreni",


Adsız Aşk - II
Geri döner mi aşk bilemem, acıya vurur yelkovan kendime gelemem. Belki gün olur ağlamam artık; güneş ısıtır içimi, neşeli haberlerle gelir yanıma. Belki hiç uğramadığım bir limana, son gözyaşımı bırakırım; kalbimdeki son aşk adına. Geri döner mi aşk bilemem; acıya vurur yelkovan kendime gelemem. Geceyi makaslarım; bir tek kere de olsa... Rahat uyuyayım diye uzanırım toprağa. Dolunayı yorgan yapıp, o son uykuya dalarım derin bir iç çekişle. Belki gün gelir adımı anarsın; başka bir zaman ya da başka bir hayatta... Geri döner mi aşk bilemem; acıya vurur yelkovan kendime gelemem...