23 Ağu 2008

Minareden at beni in aşağı tut beni

"Son bitmiş guaj resme bakıyorum. Başsız ve ayaksız, yerinden ve hafızasından uzak düşmüş bir gövdenin, iğreti kanatlarıyla uçmayı tam da beceremeyen hantal bir yaratıkla oynadığı çemberden atlama oyununa. Karanlık bir ormanda saklanmış iki yaratık, biri eksik, biri fazla, belki bir kadın ve bir erkek, kendilerini ve birbirlerini yoketmeden kavuşabilecekler mi? Nihayet, bu gizli köşede kendi eksikliklerinden ve fazlalıklarından duydukları utancı bir çoşkuya çevirebilirler mi? Bu oyunun resmedilişindeki imkansızlığın ardında, tutmanın ya da tutkunun tek umudu mu var? "Minareden at beni,in aşağı tut beni". Zemin dokusuna karışan yazı oyunun adını böyle koyuyor.
“Oyunun kuruluşundaki umudu, sondaki imkansızlıktan daha çok merak ediyorum. Çünkü son, sonradan geriye dönülerek anlamlanıyor, kesinleşiyor. Resimdeki oyunda ise bir beklenti var…
Bu resimde, o çocuksu kaybedip bulma oyununda, geleceğin dehşetini erteleyen kuvvetli bir “sen” çağrısını duyuyorum aynı zamanda. Yazının beklentisi de bu zaten. Çok mu geç?
Bir bakıma öyle, kaderin başkalığı beni de seni de terketmiş. Ama bu resimlerdeki başkalığı, örneğin bir başka resimde, bir kız çocuğunun sınır çizgisine kadar gidip gördüğü, görüp de de bize anlatamadığı bir başka dünyayı dile getirmek için geç olmayabilir. Yabancılığın payından duyulan umut gene.”
Ressam” kitabından

22 Ağu 2008

21 Ağu 2008

kedilerin yarı ak yarı kara aklında

Bir diyeceğim yoktu hüzünden yana
Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda
Yetmiyorum yeni insanlara yetişemiyordum
Kimin umurunda dedi, ama kendimi inandıramadım buna da
Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda
Uyandırılacak çocuklarım vardı uyuyorlardı uykularında
Çok mu yaşamıştım az mı ölmek hakkım mıydı yıl varken
akşamlara, Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım
Okşayacak bir şey ister ellerimiz kendi sıcaklığında ,Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda ,Ne iyi etmişim aldım düşündüm
kedilerin yarı ak yarı kara aklındaKedi işte kedi boğuyordu yavruyu engel görünce aşkında
Ağlanır kedi yavruların çocuksuz anaların arasında
Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım da (alıntı)

19 Ağu 2008

Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka..

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da , Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da,,ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıcaNeyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim.Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında
Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz ? Ne tuhaf biraz anlıyorum
Ya sonra ? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra
Gene mi, başladınız mı ? peki şimdi kim var sırada
Sakın haaaa!. biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza
Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ağzımızla..
Bir oyun başka olamaz oyundan gibi Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz şeyden gibi Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne gelir elimizden insan olmaktan başka....

Her özgürlüğün içinde bir tutsaklık vardır.

Nerden başlasam nasıl anlatsam.Belki de sözlerim boşluğunu kanatır. Bugün yeni bir gün açtım perdemi .Alnımda pencerenin buz gibi soğukluğu.. Kırdığım aynalarda kan rengi sorular. Birikmiş yalnızlığında sana öyküler sundum.Seç al birini nasılsa bir yazan var..Hepimiz bir başkasının öyküsünde tutsak..Yaşam bize sunulan tek kişilik bir oyun..Yarın kapı altından bırakılan mektup.. Seç al birini bak yerimize düşünüyorlar.Hepimiz bir başkasının yalanına ortak.İnancın savaşında biz tutsak kahraman....

16 Ağu 2008


konuşuyorsun duymuyorlar o zaman sus da rüzgarın sesini sendeki sessizliği körlerin bildiği her ağacın eğildiği her bilenin görmediği rüzgarın sesini dinle konuşma artık boşuna konuşma taşıdığın bu gölgeyi karart geleceklerin ve gideceklerin hesabını yap düğümlerini çöz zamanın nereye akacaksa akacak şimdi sus rüzgarı dinle konuşma artık konuşma sarıl şimdi yokluğuna bu gerçek insanlardan kaç çık bu şeffaf rüyadan konuşuyorsun duymuyorlar o zaman sus da aklına rüzgar dolsun....

14 Ağu 2008


Yıllar sonra, tüm hayatımı
o tren istasyonunda bekleyen
üzgün adamı mutlu etmek için
harcadığımı farkettiğimde,
bundan haberi bile olmamıştı.
Zaten ben de o trene hiç binmedim...

kahve çeşitleri~

Türk Kahvesi – Telvesi ile servis yapılan tek kahve çeşidi ..(lokumla daha güzel olurmuş;) Espresso - Makine ile hazırlanan, koyu kavrulmuş, İtalya'ya özgü bir kahve türüdürMırra - Şanlıurfa'ya özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahve
Cappuccino– Espresso ve su buharı ile ile köpük haline getirilmiş süt eklenen kahve.(köpük 2 santim kadar)
Americano – Espresso’nun sıcak su eklenerek yumuşatılmış şekli
Cafe au lait – Fransızların sütlü filtre kahvesi
Ethiopian Yirgacheff – Şarabımsı buruk tadı olan Etiyopya kahvesi
Latte – Espresso’ya az köpürtülmüş sütün eklendiği kahve (köpük 1 santim kadar)
Macchiato – Espresso’ya süt köpüğü eklenerek hazırlanan kahve
Mocha – Latte’ye çikolata tozu veya şeklenmesiyle yapılan kahve
Santos – Brezilya’da bir liman adıdır,kahve yetişmez.
Sumatran – Düşük asit dengesine sahip Endonezya kahvesi
Supremo – Kolombiya'da en kaliteli kahve kategorisine verilen ad'dır.
Viennese – Espresso’ya çikolata ve krema katılarak hazırlanan Viyana usulü kahve

13 Ağu 2008

Ay nerde doğsa oradaydık..Dallarda zerdali çiçekleri..Savrulup gider rüzgar esince...Bütün bir bahar böyle geçti...Anlardım aklından geçenleri...Sustukça konuştuk sanki...Sessizlik sensin geceleri...Fincana kahve koydum gel,,,Döndüm gecenin karasına ..Artık kimse kıramaz beni...O kül gibi deniz o sesiz kız.. Kayıp bir sandala binip gitti ..
sen Bunca yıl sonra.. nasılsın...

1 Ağu 2008

Aşkın derileri ve gerileri

Ölü değilim, öldürücü değilim, ölümlü bir gölgeyim ölümün ta kendisiyim. Kanlı değilim ve kılıcım kınında eskisi kadar atik ve bende emilecek kan yok, bitirilecek yol damarlarımda ışık dolaşıyor soluğumu kesme şansı yok, üzerine kapandığım ağızları kendi elimle çizebilirim artık geçmişi gölgeye teslim edebilirim.
Kaybeden istersem kazanan tarafım, duruma göre belki iki damla ağlarım. Oynatılsın iki bacaklılar arasındaki tüm eslerin ve cümlelerin geniş kazanında titreşen bağırsaklardan gelen kösnül bendeler banane ben yek o ışığı arıyorum. Suretini çoktan biliyorum durdurulmaz süratimle aranızdan geçiyorum.
_
Kunthar'ın yazısının bir kısmı