26 Oca 2015

Çocuğunuza Her Gece Yatmadan Önce Sormanız Gereken Üç Soru

“Bu gece üç yaşındaki çocuğumla yatmadan önce çok güzel bir sohbet ettik. Genellikle her gece yatmadan önce onunla çok güzel sohbetlerimiz oluyor. Sizinle bu sohbetimizi paylaşmak istedim. Üstelik bu sohbetlerin ilerideki iletişimimiz için deçok büyük önem taşıdığını düşünüyorum.

Uyku rutinimizin bir parçası olarak Charbel’e aşağıdaki üç soruyu soruyorum:

- Bugün seni gülümseten ne oldu?

- Bugün seni üzen ne oldu?

- Bugün yeni öğrendiğin şey ne oldu?

Bu üç soru ile oğullarım her akşam kalplerini bana açıyor, gün içinde keyif aldığı şeyleri hatırladıklarında gülüyor, kahkaha atıyorlar.Oğlullarım onları üzen bir şeyi anlatırken ise ciddileşiyor, bana öğrendikleri bir şeyi anlatırken ise kendilerinigururlu hissediyorlar.

Aslında bu çok basit bir sohbet ama bir çok amacı var:

Öncelikle, bu sohbet sayesinde oğullarımıza nasıl iletişim kurabilecekleriniöğretiyoruz. İki  yaşındaki oğlumuz henüz yeni yeni konuşmalara dahil oluyor ama Charbel’le konuşurken, o bizi dinleyerek iletişim kurmayı öğreniyor.

Paylaşmak bizim ailemiz için normal bir süreçtir. Ayrıca, çocuklarımızın ilerki yaşlarında zorlandıkları bir durumda, ağlayacak bir omuza ihtiyaç duyduklarında, başarılarını paylaşmak istediklerinde rahatça bize ulaşabilmeliler. Bunu istiyoruz. Ancak şurası bir gerçek ki,bu, kendiliğinden gerçekleşebilecek bir şey değil. Çok küçük yaşlardan itibaren, çocuklarımıza ailecek paylaşmanın nasıl güzel, keyifli veiyi bir şey olduğunu hissettirmeye ve onlara güven duygusu vermeye çalışıyoruz.

Bu sorular ile bir anne olarak çocuğumun gözünden gününün nasıl geçtiğiniöğrenebiliyorum. Bazen hiç beklemediğim bir şeyi gündeme getiriyor veya ne hissetiğini benimle paylaşıyor. Ebeveyn olarak da bana, onu daha iyi tanımam ve fiziksel olarak orada bulunamadığım anları da onunla paylaşmam noktasındayardımvı oluyor. Ayrıca çocuğumuzun, eşimin veya benim bir sözümüzü/davranışımızı yanlış yorumladığı durumlarda da bir ipucumuz oluyor. Ve bunu çözüp bizi doğru anlamasını sağlıyoruz.

Çocuğumun hayat boyu öğrenen biri olması için de bu sorular alternatif bir yolsunuyor. Bu sayede ona yaşadığı olumsuz deneyimlerin bile, üzülmüş olmasına rağmen, olumsuz sonlanmasının gerekmediğini öğretmek için de bir fırsat oluyor.Çocuğumuz şunu öğreniyor: Hatalar normaldir ve bizlerin hatalarımızdaöğrendiğimiz herşey çok değerlidir.

Son olarak, ikimiz de kahkaların olduğu, sarıldığımız ve bizi geliştiren şeyleri seviyoruz. Üstelik bu anlar bizi birbirimize daha da yakınlaştırıyor. Dün akşam kendiliğinden, benim ona sorduğum soruları cevapladıktan sonra bana baktı ve ‘Sıra sende anne!Bu gün seni ne mutlu etti?‘ diye sordu. Artık bu sorular iki taraflı devam edeceğe benziyor, ne güzel…

Eğer benzer bir rutiniz yoksa, şiddetle bu soruları yaşamınıza dahil etmenizi öneririm. Bu sohbetler çocuklarım ile geçirdiğim en sevdiğim anlar oldu… Çünkü gerçekten iletişim sağlamamıza ve birbirimizle yakınlaşmamıza yardımcı oluyor.“

Kaynak: Ellen Mady

13 Oca 2015

Palomar

''

Belki şimdi - diye düşünüyor Bay Palomar - o ülkede de bir başka kişi tekeş terliklerle dolaşıyor." Ve her adımda ayağından çıkan, ya da çok dar olduğu için ayağını burarak hapis eden terlikleriyle, topallayarak çölde dolaşan narin bir gölge görüyor. "Belki şu sırada, o da beni düşünüyor, değiş tokuş yapmak için benimle karşılaşmayı umuyor. Bizi birbirimize bağlayan ilişki, insanlar arasında kurulan ilişkilerin büyük bir çoğunluğundan daha somut ve açık. Buna karşılık hiçbir zaman karşılaşmayacağız." Tanımadığı mutsuzluk arkadaşıyla dayanışmak, çok az rastlanan bu tamamlayıcılığı, bir kıtadan bir başkasına yansıyan bu aksak adımları canlı tutabilmek için, tekeş terlikleri giymeyi sürdürmeye karar veriyor.

merak eden varsa BY PALOMARI  :)
 Palomar, en kaba tabiriyle özne varoluşunun dünyadaki konumu üzerine yazılmış bir eser. Başkişi Bay Palomar ise, adını Kaliforniya’da bulunan bir gözlem evinden almakta. Dolayısıyla Bay Palomar bir gözlemci. Kendini dünyada bulunan nesnelerin, şeylerin ve doğanın yüzeysel bilgisine -zira Bay Palomar kökene asla ulaşamayacağının bilincine varacak bir “mutsuz bilinç”tir- erişmeye adamış, takıntılı detaycılığa varan gözlem yöntemleriyle dünyayla olan ilişkisini sadece bir görsel ilişkiye indirgemiş, dolayısıyla bakışıyla biçimlenen ve biçimlendiği bir kozmosun arkeolojisini çıkartmayı hedefleyen bir katman-bilimcisi. Ne ki Bay Palomar’ın dışa ve içe olmak üzere bölünmüş ikili/ikiz bakışı onun -tam olarak son denilemeyecek- sonunu da getirecek olan şeydir. Zira dünyaya baktıkça kendini gören, kendini asla bilemediği/bilemeyeceği için ise çoğalan dünyalar(ın)dan azalarak buharlaşan bir varoluştur onunki. Evrenin işleyiş bilgisine egemen olma çabası sürekli bir duvarla karşılaşır. Çünkü doğa temel olarak insani göze ve onun ihtiyaçlarına kayıtsızdır. Bu anlamıyla ontolojisi hüzünlü bir bakış ile karşı karşıyayız. Diğer bir deyişle metni, pesimist realist bir tür olarak da tanımlayabiliriz. Anlatı boyunca ölüme yönelen bir elementin varlığı belirlenimi altında, tanımlanamayacak bir kesinliği inceleyen bir gözlemcinin merkezde olduğu bir izleği takip ederiz. Bay Palomar’ın işaret edişleri yabancıca ve paradoksal bir hapis içindedir. Adanmışlığı ve arzulayışı tam anlamıyla, çaresizdir.

anne babanın bir günü


Maldoror'un Şarkıları / Comte de Lautréamont

Yaşamım boyunca, istisnasız hepsi de budalaca işler yapan dar omuzlu insanlar gördüm ve çoğu türdeşlerini şaşkına çevirip ruhları türlü şekilde baştan çıkarırlardı. Eylemlerine gerekçe olarak "ün"ü gösterirler. Onları görünce herkes gibi gülmek istedim ben de; ama böylesine tuhaf bir öykünme olanaksızdı benim için. Keskin ağızlı bir bıçak aldım, dudaklarımın birleştiği yerlerde etimde yaralar açtım. Amacıma ulaştığımı sandım bir an. Kendi elimle yara açtığım bu ağıza baktım aynada! Bir yanılgıydı! İki yaradan akan kan, gerçekten başkalarının gülüşü olup olmadığını anlamama engel oluyordu aslında. Ama, bir süre karşılaştırma yaptıktan sonra, gülüşümün insanların gülüşüne benzemediğini gördüm, yani gülmüyordum ben, gülüşüm yoktu benim. Çirkin suratlı, gözleri karanlık göz evlerine gömülmüş insanlar gördüm; kayanın sertliğini, dökme çeliğin katılığını, köpekbalığının kan dökücülüğünü, gençliğin küstahlığını, canilerin mantıksız öfkesini, ikiyüzlülerin ihanetlerini, en olağanüstü oyuncuları, rahiplerin kişilik gücünü ve dışardan bakınca en içe kapalı, dünyaların ve göklerin en soğuk yaratıklarını aşıp geride bırakmışlardı; ahlakçılar bitkin düşmüştü, yüreklerindekini görmeye, tanrının amansız öfkesini başlarına yağdırmaya çalışırken. Hepsini bir arada gördüm; kimi zaman, belki de bir cehennem cini tarafından kışkırtılmış, dondurucu bir sessizlikte gözlerine hem yakıcı hem kinli bir pişmanlık acısı sıvanmış durumda, annesine daha şimdiden başkaldıran bir çocuk benzeri en sıkı yumruklarını havaya kaldırdıklarını, bağırlarının gizlediği o alabildiğine adaletsiz ve dehşet yüklü, tutkulu ve düşman düşüncelerini ortaya çıkarma yürekliliğini gösteremediklerini ve bağışlayıcı tanrıyı merhametten kederlendirdiklerini gördüm;
İyi bir insan göster bana!.. Lütfun on katına çıkarsın doğal güçlerimi; çünkü, bu canavarı görünce şaşkınlıktan ölebilirim: Daha azı için bile ölünebilir.

bir kış gecesi eğer bir yolcu

Büfe ile telefon kabini arasında gidip gelen adam benim. yada :
o adamın adı ''ben '' ve ona ilişkin başka bir bilgiye sahip değilsin,
aynen bu istasyonun adının sadece '' istasyon'' olması ....

Saate bakmanın bir yararı yok.Beni karşılamaya gelen biri olduysa bile çoktan çekip gitmiştir..olmamış olması gereken birşeyin öncesindeki ana döneceğiz diye saatleri ve takvimleri geri döndürme takıntısına kafa yormanın manası yok..

Hala birilerinin gelip beni sorması olasılığı olduğu için buradan ayrılmam pek temkinli bir davranış olmaz.
ne varki bu koca bavulla başka insanlara görünmemde pek akıllıca değil...

İlk kez ben şimdi, ne burada ne başka bir yerde olmayı deneyimliyorrum.
bu insanların hiç biri benim zihnimden gecen düşüncelerle meşkul değil...