23 May 2019

pek tehlikeli görünmedi ama

Gittiğine göre vardın diyorum
Çünkü var olanlar gidebilir
Yok olanlarsa günün birinde
Bakarsın ki çıkagelir.
-Hüsrev Hatemi-

22 May 2019

Hanım (1989) 💫


Mutlu günümüz azdı. Çevremizdekilerin çoğu da aşağı yukarı aynı durumdaydı. Kendi aramızda uydurduğumuz bir masala göre sözüm ona hepimiz durmadan eğleniyor, sefa sürüyorduk.
Acı gerçek ise şuydu ki sefa falan sürdüğümüz yok
-
Büyük Umutlar, Charles Dickens


21 May 2019

Bulantı, Jean-Paul Sartre

Çevreme kaygılı gözlerle baktım, şimdi'den başka tek şey yoktu. Şimdi'leri içinde kabuk bağlamış, hafif ve sağlam mobilyalar; bir masa, bir yatak, bir aynalı dolap ve... ben. Şimdi'nin gerçek özü kendini açığa vuruyordu. Şimdi var olandı, şimdi olmayan hiçbir şey varoluşmuyordu. Geçmiş var olan bir şey değildi. Hem de hiç değildi. Ne eşyada hatta ne de düşüncemde varoluşuyordu. Kendi geçmişimin benden kaçmış olduğunu çoktan beri anlamıştım. Ama benim alanımın dışına kaçmış olduğuna inanmıştım. Benim gözümde geçmiş, bir çeşit emekliye çıkarma; bir başka varoluşma biçimi, bir tatil ve hareketsizlikti. İşi biten her olay, kendi kendine bir kutunun içine usulca giriyor ve bir fahri olay niteliği alıyordu. Hiçliği düşünmek bu kadar zordur işte. Ama şimdi anladım, eşyanın, görünüşünü aşan bir varlığı yok. Onların ardında... hiçbir şey yok.''

Farkında olmadan, kendisine her şeyden daha fazla bağlandığım bir şey vardı. Aşk değildi bu, Tanrı da değildi; ün kazanmak, zengin olmak da değildi. Bu... Kısaca, belli zamanlarda hayatımın, zor rastlanır, değerli bir nitelik kazanacağını ummuştum. Olağanüstü durumlar söz konusu değildi. Bütün istediğim biraz şaşmazlıktı.

7 May 2019

NERDESİN / Ahmet Kutsi TECER


Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar:-Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Âşıkıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgârlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana:-Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben.
Elverir ki bir gün bana, derinden,
Ta derinden, bir gün bana "Gel" desin.
Ahmet Kutsi TECER

-/-
Fakat susuşu bana ağır geldi. Çünkü bu durumda iki kişi tek kişiden daha yalnızdır.
Friedrich Nietzsche

26 Nis 2019

Yok Karşılığı Yüzünün

Senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
beklemek kadar acı, anlamak kadar zor
nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi
yok karşılığı yüzünün...

Senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
yakınlaştıkça imkânsız uçurumlar
nedensiz hayatların o büyük acısı gibi
yok karşılığı yüzünün...

Cezmi Ersöz
Yok Karşılığı Yüzünün


18 Nis 2019

***



 Gündüzleri onlara güneş kılavuzluk eder. Geceleriyse yıldızlar. Yol parası ödemez ve gümrük ya da göçmenlik bürosu formları doldurmadan, pasaportsuz seyahat ederler. Üzerinde mahpusların yaşadığı bu dünyanın yegâne özgürleri olan kuşlar, yakıta ihtiyaç duymadan, bir kutuptan diğer kutba, seçtikleri güzergâhta, istedikleri saatte ve kendilerini gökyüzünün sahibi sanan hükümetlerden izin istemeden uçarlar. -13 s - hikaye avcısı

12 Nis 2019


Stephen King'in Hayvan Mezarlığı 1989'da ki hali kadar etkileyici olmasa da :/
fenada değildi.  - bence - türü ''Dram - korku gibi gibi '' Ellie'de çocuk oyuncu Jete Laurence
oldukça başarı + kediyi terkediş ve geri gelme sahnesi çok hüzünlü :( sonu güzel bağlanmış.

11 Nis 2019

9 Nis 2019

:)


.


.....
Hayat bazen öyle insafsız ki

Küçük bir boşluğundan yakalar
Hissettirmez en zayıf anında
Seni ta yüreğinden yaralar...
..............
...............

24 Mar 2019

💫🐈🎂

..Bugün benim doğum günüm. Kendi kendime kutlayacağım. Sonra kalabalık yerlere gideceğim. Bir de hediye almak istiyorum kendime. Belki bir kitap, belki de iyi bir ağızlık alırım.


Milena'yı okuyorum. çok seviyorum. Bütün büyük yazarlar gibi Kafka da en küçük olaya, en dikkat etmediğimiz ayrıntıya, en küçümseyip geçtiğimiz bir duyguya, düşünceye canlılık kazandırıyor; onları işliyor, tatlı, Kafka'ca bir yapı kurmaya bakıyor. Sonra ne oluyor? ''İyiyim Milena'' gibi basit bir söz edince bile, taptaze bir güzellik, esenlik kuruyor içimizde. Artık o ''iyiyim Milena'' sözü erişilmez oluyor; sanki bir yaşamı taşıyor üzerinde, sanki gelmiş geçmiş bir edebiyatı diriltiyor.
«Edip Cansever»
:)


İyi yazarları okudukça seviniyorum.."






22 Mar 2019

☁💙


«Küçük Prens’in isteği üzerine pilot
üç farklı koyun çizer.
Ancak Küçük Prens üçünü de beğenmez.
Bunun üzerine pilot, bir kutu çizer ve
 “Al bakalım bu kutuyu. İstediğin koyun bunun içinde” der.
Küçük Prens, bu resmi  ve
içindeki koyunu çok sever..»



19 Mar 2019


Gökanlam~
ben büyürüm ne zaman her yerde hep deniz olana
yarısı kesik inceden bir parmakla
ondan ki yaslısıyım durup durup sevmenin
ondan ki çoraklarda büyüdüm bir dilim tatlı kavunla.

seni bir çare yaptım sana özendim
bazı şiirler yırttım yenilerini edindim.

geçtimse bir durumdan bir başka duruma hızla
kanla ölümle değil bir çeşit sokulganlıkla
artık ki güçlüsüyüm bir kişiden fazla olmanın
bir anıdır susmamsa bakınca kesik parmağıma.

açınca gözlerimi ipe çekilmiş güneşler varsın
mavi bir çocuksun aşkımız mavi bir ambarın ortasından bakarsın. ⊙Edip Cansever⊙

18 Mar 2019

(⊙_⊙)


Extrem duyarga'nın kadim dostu seytancıklar
Angut angut bakmakla yetiniyor bu günlerde:)
11/04/1999 yıl ~mektup 
Şu sıralar da  sümsük sümsük bakıyorum:)
Her şey olması gerektiği gibi yani〰


17 Mar 2019

🌹🍀


🤓



«Ben iyiyim /iyi bir insanım»~değil mi? Sorusunu kendine sorup dürüst bir cevap bulabilirsin kanımca. İnsan kendini< yaptıklarını> geçmişi bilmez mi hiç.

Şuda şurada dursun...
Kendini yargılamak diğer insanları yargılamaktan çok daha zordur. Kendini gerektiği gibi yargılayabilirsen, çok adilsin demektir. 
~Küçük prens~

14 Mar 2019

(⊙_⊙) bahar temizliği ~

Analog makineleri  dijitalden daha çok seviyorum lâkin  taze film bulmak yıkatmak çok zor. Bunlar en sevdiklerim diğer eskiler makineler radyolar vb. kutu bekliyor:(
Edip Cansever ile bir ortak
yön  sanırım bu ~Antikalar~
:)

9 Mar 2019

:) 👓😊

~
«Edip Cansever»

8 Mar 2019

The Voices (Sesler) 🎥🎬



🐈🐕
İşte bunlar hep yalnızlıktan:)

🐱

Hımm🙄
"kafa yapımız paralel bir gerçeklikte"😉
aynı bu Kedi Arife ile 😺

⛅🐦

" Daima unuttuğumuz şey de bu işte; ne bekleyeceğimizi bildiğimizi sanırız, ama bilemeyiz; beklediğiniz şey gerçekleşmeyecek şeydir, beklemediğiniz şey ise gerçek oluverir. "

Ursula K. Le Guin / Her Yerden Çok Uzakta

7 Mar 2019

:( 🎥

«Belki  ~bu sefer gözlerimi kapatmadan😣😫 tamamını izleyebilirim» :'(


5 Mar 2019


Evet ; severim 
Sık sık da paylaşırım :) 
....
"haklıydın da. 
ben gerçekten nörotikim. 
ne kentin içinde ne de dışında yerleşebilirim."
  Yaşamımın geri kalan kısmını karşıt şeylerin birinden öbürüne uçmakla geçireceğim .
Sylvia Plath
Oldumu :)




4 Mar 2019

🍀

Artık  ne kadar konuştuysam
Ölmekten vazgeçip  🌸 çiçek açtı😊

.....


saat onikilerde 
postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi 
durmadan bakar 
ki o mektuplar nereye giderse gitsin 
öylesine uzundur ki kasaba 
gelinciklerden bükülmüş bir ibrişim gibi
gidip gelen mektup zarflarıyla tarif edilebilir ancak 
içerinde kar serpintisi 
içlerinde bozkır 
içlerinde herkesin bir güneyi olan 
ve marangozlar upuzun kayıklar yaparlar bunun için 
kesersiz, çivisiz, elsiz 
sadece ruhlarından 
o kayıkları içinde domates doğranan bir akşamüstünde yüzdürürler 
canlanır suya değince hemen 
bordalarındaki nakışlar 
bir derya gülü alıp başını gider. 
yeter ki görünsün gelincikler 
önce tek tek görünsün sonra topluca 
usta bir doğramacı gibi kırmızılar doğrar kasaba 
gelincikler indi mi çayırlardan 
su bardaklarına, berber dukkanlarına girdi mi 
duvarlara sicimle tutturulmuş şişelere 
girdi mi bir kere 
-aynaları boğacak neredeyse 
-taşlıkları basacak sel gibi 
o zaman... 
tam o zaman 
marangozlar mis gibi rakılar içerek kayıklarında 
konuştukca binlerce kayık 
konuştukca binlerce köpük, binlerce kıyı olurlar 
ve nedense bir vapur bizi alıp götürecekmiş gibi bakarız bir~birimize 
unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de 
yeter ki iki dudak arasına konsun gelincikler 
ipince bir ıslığa yerleştirilsin 
türküler süzsün tüveylerinden 
kahveler eski renklerine boyanır yeniden 
biralar çiğ ışıkta bile parlak 
yıkanır tertemiz oluncaya kadar yaşamak. 
gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde 
sevgiler umutlar yok değildir 
öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize 
çabuk öfkeleniriz 
durup durup böyle hüzünlenmemiz neden 
anlamıyoruz da ondan mı yoksa 
bir bütün olduğunu mutluluğun 
umudun bir bütün olduğunu 
seziyor muyuz yalnızca 
baktıkca gelincik tarlalarına uzaktan 
öyle bir arada güzel 
yaşamanın lezzetini 
kanımızı tutuşturdukça gün günden 
buğusunu saldıkça 
bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi.

EDİP CANSEVER

3 Mar 2019

tebessüm edelim o zaman :) 🍀

«Hepimiz deli doğuyoruz. Bazılarımız böyle kalıyor.»



2 Mar 2019





I
Gülümse! gör ölümsüz karşılığını bunu
İşte
Lambalar, bardaklar, çiçekli güz sürahileri.


Üçlükler II

Günün ilk saatleri
İyi biliyorum, ilk saatlerini günün
Peki, nedir öyleyse bu sabah silintisi.

Üçlükler III

Hiçbir dilde söylenmemiş
Hiçbir dilde yazılmamış
Sözler ve şarkılar içindeyim.


Üçlükler IV

Neden aklıma geliyor istasyon büfesindeki duruşun
Hava soğudu -kasımın son günleri-
Kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğum.



Üçlükler V

Bir gemi geçiyor, sessiz bir gemi
Oysa yolcularla dolu içi
Girince gemiye kimseler yok -dalgalardan başka-


Üçlükler VI

Bütün gün yağmur yağdı
Ya da bir gün içinde bir yıldan fazla
Günü ıslattı bu yağmur.


Üçlükler VII

Nedir mi yalnızlık -kendine sor önce-
Bir sabah, erkenden, bir kır çiçeğinin üzerinde
Görünce parladığını bir çiğ tanesinin.


Üçlükler VIII


Gölgen yok senin, ayak izlerin yok
Neden mi? acılar barınmamış ki sende
~Mutluluk yok mutsuzluk yok.~

• İstasyonun barında yalnızca birbirini tanıyan buralı insanlar kaldı; zaten onlar istasyonla ilgisi olmayan, ya çevrede açık başka bir mekân olmadığı için karanlık meydanı geçerek buraya gelmiş olan ya da taşra kasabalarının haberlere açık tek mekânı olan istasyonların çekimine kapılmış insanlar; istasyonların bir zamanlar dünyanın geri kalanıyla iletişim kurulabildiği tek nokta olduğunu anımsayanlar kalmış olmalı. I.C.

28 Şub 2019

🐾


Her gün güne başlarken ☕
söylenecek daha güzel bir söz olamaz..
~Çöplerden kurtul~

«Yaşamın bana verdiği iki ders, çevreni gittikçe daralt, gereksiz kalabalıkların seni üzmesine izin verme.»Kafka


27 Şub 2019

27 ŞUBAT🎂😻 / yok bir yanlış :)


Deniz koydum adını..

Kederi bende kaldı.
Uzak köyler kurdum birbirine
Denizine aldandım.


Not: bilen bilir de
Bilmeyen için yazayım:)
_ Bir yanlışlık yok bu tarihte _

26 Şub 2019

Döngü🌀🙏🌸🌼🌺

Birinci cemre 19-20 Şubat'ta havaya düştü.
☁🌬
ikinci cemre 26-27 Şubat tarihlerinde suya düşecek. 
🌅🌊
Son olan üçüncü cemre ise 5-6 Mart tarihinde toprağa düşecek.
🏞
🎆

24 Şub 2019


 – Kar

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram…

Ahmet Muhip Dıranas


Göçmüş Kediler Bahçesi / Bilge Karasu

Başkan beni kayırıyordu galiba. Beni en korkulu durumlardan
kurtarıyor, başkalarını esirgemezken beni elinde tutuyor, vezirliğe doğru
sürüyordu.

Alanda oyuncuların sayısı epey azalmıştı. Yarıya inmiş gibiydik.

Yeşiller direniyor, başarıyla sürdürüyorlardı oyunlarını. Usta
oyunculardı onlar. Bakışıyorduk onunla. Kollarını açtı, bana doğru uzatır gibi
yaptı, sonra gülerek yumruklarını sıktı, hızla uyluklarına indirerek çarptı.

Susamıştım. Hepimiz susamış olsak gerekti. Ama su için çalıştığımızı
unutamazdık. Oyun bitesiye su yoktu hiçbirimize.

Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda
duruyordu. Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok
benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar
hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılınıyordu. O noktaları da
Başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmdeiğimi kimse
sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış
olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işten sıyrılmağa da kalkmamıştım.
Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp
katılmayacağımı soruşundan beri.

Göçme oyunu sözünü o da açıklamamıştı ama. Göçme oyunun oynandığı
bahçeye Göçmüşler Bahçesi adını bilerek verebilirdim ama o sözü, daha hiçbir
şey bilmezken uydurmuştum. Sonra başka bir şey geldi usuma o ara. Burası,
göçmüşlerin bahçesi değildi, göçecek kedilerin çekilip gözden ırak ölmeğe
baktıkları yeriydi herhalde bu kentin; Göçmüş Kediler Bahçesiydi bu.

Göz göze geldik gene. Usumdan geçenleri bilirmiş gibi, biraz alaycı
bir gülümsemeyle, başını "evet" dercesine sallıyordu. Başkan hâlâ düşünüyordu.
Kendi oyunumu oynamağa başladım.

Sen beni yaşatabilirsin, diye geçirdim içimden.
Başı, gene, evet, dedi.
Ama yaşatmak istemiyorsun çünkü sen
Başı, evet, ben?.. dedi.
Sevildiğini bilmek istersin.
Evet.
Ama sevildiğinin söylenmesini istemezsin. Beni söylenmemiş bir sevgide
boğabilirsin.
Evet.
Çünkü...
Çünkü?..
Bilemiyorum. Galiba... Korkuyorsun.
Evet.
Oyunu kestim. Tatsızlaşıyordu.
Kesmedi o.
Bekliyorum, dedi, evet...
Vazgeç, dedim başımla. Başka öksürdü. Kıpırdamıştım. Dondum.

Ağaçların arasında dönmeden önce bacaklarıma sürünen kediye bile
bakmadım. Kedi geçti gitti. Açtı; yorgundu belki. Ölmüştür şimdi. Göçmüştür bu
bahçede.

Başkan beni unutmuştu. Oysa ben, küçücük piyade
aşağıları savunuyordu şimdi,
oysa ben, küçücük piyade, vezirden başkasını düşünmüyordum. Ne yapıpe dip onu

Ama... Oyun bitmişti. Bitmişti benden yana. Bir tek adım atmam
yetiyordu işte. "Ne yapıp edip"in gereği yoktu artık. İyi oyuncu değildim ama
atılacak adım açıkça ortadaydı. Üstelik, istediğimin gerçekleşmesi bundan
kolay olamazdı.

Alanda bir kıpırtı oldu. Nerede, nasıl, bilmiyordum. Bildiğim, sıranın
bana geldiğiydi.

Her şey durmuş beni bekliyordu. Ben Başkanın sözünü bekliyordum.
Başkan başka bir şey söyleyemezdi, besbelli. Her yanım gerilmişti, atılmağa
hazırdım. Bir adımla vezire çıkıyordum. Yeşillerin veziri ister istemez beniim
oluyordu ardından...

Başkan susku içinde düşünüyordu. Bana dikilmiş yeşil gözleriyle
başını, ilk kez, "hayır" dercesine salladı o.

Neye hayır?
Düşündüğüne.
Gülünç olma, tam bu noktaya geldikten sonra... Seni almamı istemezsin
elbet, ondan öyle...
Hayır. Ama...

Konuşmak istiyordu şimdi. Üstünlük taslamaktan, tepeden bakıp alaycı
davranarak sırt okşamaktan vazgeçiyor, konuşmak istiyordu. Usumdan geçeni o
nasıl anlıyorsa, ben de öyle anlamalıydım onun usundan geçenleri. Mor değil,
Yeşildi anlaşmaya, uzlaşmaya varmak isteyen. Bütün gücümü kullanıp
anlamalıydım onu.

Hayır, diyordu, düşündüğün yanlış.

Birden toparlandım. Beni oyalıyordu. Yapmak istediğimi sezmiş,
önlemeğe çalışıyordu. Şu anda bir düşmanlık durumu içindeydik.

Dost olmamış mıydık bugüne dek? Hiç yan yana durmamış mıydık?
Görüştüğümüz anda büyülemişti beni.
Düşündüğümden vazgeçmek istemiyordum. Ona bakmağı bile bıraktım, yan
gözle Başkanın ağzını kollamağa başladım. Başkan kararını verdi, ağzını
araladı.

Çıkacak sesi beklemedim. Bir tek uzun adım attım. Binlerce insanın
göğsünden bir körük sesi çıktı.

Uğultu dindiğinde onun sesini işittim. "Mat" diyordu. Üstümdeki,
elimdeki demirlerin göğü tutan gümbürtüsü içinde yığıldım durduğum yere.

23 Şub 2019

📖

Seni en çok çıldırtan şey, nesnelere ilişkin durumlarda ya da insan eylemlerinde rastlantısalın, yazgısalın, olasının insafına kalmış olmak, senin ya da başkalarının umursamazlığının, üstünkörülüğünün, özensizliğinin kurbanı olmak.
Bu gibi durumlarda sana egemen olan tutku o dalgınlığın ya da umursamazlığın huzursuz edici etkirini silmek; olayları olağan akışına döndürmek sabırsızlığıdır.ı.c.


Ey deniz! sen bile ıslanırsın
Ben senin sonsuzundan bir alkolik çocuğum.
Düşer ilkyaz kalır bir zeytin dalı hemen
Bir doğa sayımından değilse kendiliğinden
Ben çıkarım bir yükseklikten düşmeye
İnerim inerim bir kuğunun sağa ve sola bakma serüvenine
Ey deniz sen bile ıslanırsın ki, anla
Günlerden saatlerden bir alkolik çocuğum.
Az mı kaldım sayılır bir otelde bir yerde
İçi buz dolu bir bardakla aynı değerde
İsterim geçmek isterim az az yaşamakla bir şeyleri
Mavi bir zamandan kalmayı, mavi bir zamanı bilmeyi
Oysa ben yaşamaktan da yoğun
Bir sıra yalnızlıktan bir alkolik çocuğum.
X.
Ben büyürüm ne zaman her yerde hep deniz olan’a
Yarısı kesik inceden bir parmakla
Ondan ki yaşlısıyım durup durup sevmenin
Ondan ki çoraklarda büyüdüm bir dilim tatlı kavunla.
Seni bir çare yaptım sana özendim
Bazı şiirler yırttım yenilerini edindim.
Geçtimse bir durumdan bir başka duruma hızla
Kanla ölümle değil bir çeşit sokulganlıkla
Artık ki güçlüsüyüm bir kişiden fazla olmanın
Bir anıdır susmamsa bakınca kesik parmağıma.
Açınca gözlerimi ipe çekilmiş güneşler varsın
Mavi bir çocuksun aşkımız mavi bir ambarın ortasından bakarsın.
Edip Cansever

20 Şub 2019

Emoşa🎨

..
....
.....
-🐈 Kitap ayracı öreyim az ben
~Sayfaların ayrılmasına bile içim acır..
- 🐈:): hayatın gerçeği gibi bişi
~Gercek ne ki!
...

-Bazen bilmemek en büyük hediye.



19 Şub 2019

18 Şub 2019

~y ✏ 📖 hoş

CEMAL SÜREYYA'NIN SOYADINDAKİ "Y" HARFİNİN YOK OLUŞ HİKAYESİ

Üvercinka, güvercin kanadından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcük. Barışa, aşka dayatmaya dönük…
“Elma” şiirinde, adındaki “Y” harflerinden birini attığını ilan eder. Nedeni, kendi anlatımına göre, arkadaşıyla bir telefon numarası üzerine girdiği iddiayı kaybetmesidir. Söz konusu telefon numarası, Üvercinka’nın…

Cemal Süreya, “O zaman çok güvenirdim belleğime. Telefon numaralarını falan kaydetmezdim. Belki de kaydetmediğim için kalırdı. Ona dedim ki, eğer bu böyleyse, ismimden bir harf atarım dedim. Kaybedince, ismimde harf aradım, iki tane olandan birini atmak daha uygun geldi.” der.

BİR BAŞKA VERSİYONU İSE ŞÖYLE

Cemal Süreya ve Sezai Karakoç üniversitede sınıf arkadaşıdır ve sınıflarında 'Muazzez Akkaya' isminde bir de kız varmış. İkisi de bu kızı gizliden gizliye severlermiş. Sınıfta gün boyu aynı kıza duydukları ilgiyi birbirlerine anlatırlarmış. Hatta Muazzez'e yazdıkları şiirleri birbirlerine okurlarmış. Sonra bu aşk, zamanla kızışmış ve birbirlerine 'ben elde ederim, sen edersin' derken 'kim elde edecek?' diye iddiaya tutuşmuşlar. Kaybeden büyük bir bedel ödeyecek demişler. Ve bu bedel ömrü boyunca üzerinde kalacak. Bedene fiziksel bir zarar olmayacak diye de karar kılmışlar. Ve sonunda adını değiştirmeye gelmiş olay.

Cemal Sürey(y)a kazanırsa ;Sezai Karakoç'un soyadı 'Karkoç' olacak.

Sezai Karakoç Kazanırsa ; CemaL Süreyya'nın soyadı 'Süreya' olacak.

Tahmin ettiğiniz gibi kızı Sezai Karakoç elde eder ve onunla çıkmaya başlar. Cemal Süreyya da gidip tek 'Y' harfini attırır soyadından... İşte Süreyya'dan Süreya'ya geçiş dönemi böyle olmuştur.

Peki sonrasında ne oldu?

Muazzez Akkaya Sezai Karakoç'un kendisi ile bir iddia sonucu çıktığını öğrenir. Biraz da sorunları olan Muazzez bunu kaldıramaz ve okulu bırakıp ve memleketi olan Geyve'ye gider. Sezai Karakoç bu duruma çok üzülür ve Muazzez Akkaya'ya ithafen Mona Rosa'yı yazar. Şair Karakoç,1950 yılında Mülkiye'de öğrenci iken yazmıştır ancak 2002 yılına kadar yayımlanmamıştır.


Radikal~alıntı

14 Şub 2019

12 Şub 2019

🐾


Belki şimdi - diye düşünüyor Bay Palomar - o ülkede de bir başka kişi tekeş terliklerle dolaşıyor." Ve her adımda ayağından çıkan, ya da çok dar olduğu için ayağını burarak hapis eden terlikleriyle, topallayarak çölde dolaşan narin bir gölge görüyor. "Belki şu sırada, o da beni düşünüyor, değiş tokuş yapmak için benimle karşılaşmayı umuyor. Bizi birbirimize bağlayan ilişki, insanlar arasında kurulan ilişkilerin büyük bir çoğunluğundan daha somut ve açık. Buna karşılık hiçbir zaman karşılaşmayacağız." Tanımadığı mutsuzluk arkadaşıyla dayanışmak, çok az rastlanan bu tamamlayıcılığı, bir kıtadan bir başkasına yansıyan bu aksak adımları canlı tutabilmek için, tekeş terlikleri giymeyi sürdürmeye karar veriyor.

BY PALOMARI  :
 Palomar, en kaba tabiriyle özne varoluşunun dünyadaki konumu üzerine yazılmış bir eser. Başkişi Bay Palomar ise, adını Kaliforniya’da bulunan bir gözlem evinden almakta. Dolayısıyla Bay Palomar bir gözlemci. Kendini dünyada bulunan nesnelerin, şeylerin ve doğanın yüzeysel bilgisine -zira Bay Palomar kökene asla ulaşamayacağının bilincine varacak bir “mutsuz bilinç”tir- erişmeye adamış, takıntılı detaycılığa varan gözlem yöntemleriyle dünyayla olan ilişkisini sadece bir görsel ilişkiye indirgemiş, dolayısıyla bakışıyla biçimlenen ve biçimlendiği bir kozmosun arkeolojisini çıkartmayı hedefleyen bir katman-bilimcisi. Ne ki Bay Palomar’ın dışa ve içe olmak üzere bölünmüş ikili/ikiz bakışı onun -tam olarak son denilemeyecek- sonunu da getirecek olan şeydir. Zira dünyaya baktıkça kendini gören, kendini asla bilemediği/bilemeyeceği için ise çoğalan dünyalar(ın)dan azalarak buharlaşan bir varoluştur onunki. Evrenin işleyiş bilgisine egemen olma çabası sürekli bir duvarla karşılaşır. Çünkü doğa temel olarak insani göze ve onun ihtiyaçlarına kayıtsızdır. Bu anlamıyla ontolojisi hüzünlü bir bakış ile karşı karşıyayız. Diğer bir deyişle metni, pesimist realist bir tür olarak da tanımlayabiliriz. Anlatı boyunca ölüme yönelen bir elementin varlığı belirlenimi altında, tanımlanamayacak bir kesinliği inceleyen bir gözlemcinin merkezde olduğu bir izleği takip ederiz. Bay Palomar’ın işaret edişleri yabancıca ve paradoksal bir hapis içindedir. Adanmışlığı ve arzulayışı tam anlamıyla, çaresizdir.

10 Şub 2019

💮


" bir balık görünce nasıl çırpınırsa bir martı
gün batınca nasıl çırpınırsa
boğulmuş bir kuş gibi
bir deniz
çocuğu ölünce öyle çırpınır bir anne
annesi ölünce bir çocuk öyle çırpınır
çırpın çırpın ki belki görürsün ölümden ötesini
senin mesleğin bir bakıma bir ölüm mesleği
bozulmuş saatleri ölümle iyi etmek
ölümle açmak kurumuş dudakları
ölümle açmak kapanmış gözleri
öleni ölümle diriltmek
ölümle sağ tutmak sağ olanı
ölümün ışığıyla görmek
karanlık gecede
karataştaki
kara karıncayı " Sezai Karakoç. Hızırla Kırk Saat "

8 Şub 2019

:( 🍂 Yitip Giden


Hakan Yeşilyurt
....
Bir gün mavi bulutlara 
Biner sonsuza giderim 
Dost sesini bulana dek 
Karanlığa gülümserim.
🍃